Alimlerin yazılarından yarına ne kalacak? Sadece kendilerinden öncekiler hakkında söyledikleri kötü şeyler. Ötekilerin kuramlarında çürüttükleri ne varsa hatırlanacak, ama kendi tasarladıkları da kaçınılmaz bir şekilde onların ardından gelecekler tarafından yok edilecek, gülünç duruma düşürülecek. İlmin kanunu budur; şiirdiyse böyle bir kanun yoktur, kendinden önce gelmiş hiçbir şeyi yadsıma ve ardından gelenler tarafından da yadsınmaz, huzur içinde aşar geçer yüzyılları.
Belh şehrinde o günkü hükümdarın hoşuna gitmeyen bir şiir yazdı diye, parçalanarak öldürüldü. Onu gizlice zındık bir tarikat kurmakla suçlamışlardı, doğru muydu bilmiyorum, ama ben hayatını bir şiire, bir rubaiden biraz daha uzun zavallı bir şiire feda etti diye ağabeyime kızmıştım asıl.
Ben, mahşer gününün dehsetinden başka iman, Secdeden başka namaz tanımayanlardan değilim. Ben nasılı mı namaz kılarım? Bir gülü seyrederim, yıldızları sayarım, yaratılışın güzelliği, onun düzenindeki kusursuzluk karşısında büyülenirim, Rabbimin en güzel eseri olan insanın, onun bilgiye aç beyninin, aşka aç gönlünün, uyanmış veya tatmin edilmiş tüm duyguların karşısında hayranlığa kapılarım.
Öncelikle kitap beni çok etkiledi.. Adeta denizde oluşan fırtına gibi beynimin içinde düşüncelerim arasında fırtınaya tutuldum diyebilirim. Böyle bir hissi yaşamak benim için çok güzeldi açıkçası.. Ancak anlamadığım soru işareti oluşturan durumlarda olmadı değil.
Yazar, İran'ı derin bir tarihten mükemmel bir akışla ele almaktadır. Ancak üçüncü bölümde zamanın farklılaşmasi ve kendi hayatının dahil olmasi diğer bölümlerle bağlantı kurmayı zorlastirabilir. Bununla birlikte Ömer Hayyam'a duyulan hayranlık okuyucuya aynı hislerin geçmesini sağlamış. Daha öncede Hasan Sabbah'a yazılan bir eser okumama rağmen, Nizamulmulk, Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'ı ilk kez tanıyormuşum gibi hissettim. Özellikle Ömer Hayyam'i çok yanlış tanıdığımı ya da anladığımı öğrendim. Eserde, hangisi doğru diye sorguladım çok fazla durumlar oldu, bu noktada beni sürekli araştırmaya, düşünmeye ve yasam ile bağlantı kurmaya sevk etti diyebilirim. Kitapta ayni zamanda, medeniyetin merkezi Doğunun ilim sehri Semerkant'in nasıl yok olduğuna şahit oluyoruz. Bir kez daha politikaya, dini emellere, şüpheye, makama ve paraya tutsak olmus insanları görebiliyoruz. Üzülerek sürekli düşündüğüm şey, gerçek tarihine nasıl ulaşabileceğimiz ya da hiç bir zaman gerçekleri tam olarak ogrenemeyecegimiz. Manda ve himayeden Orta Doğunun yardım adı altında kurtulmasi ve petrol rezervlerinin sona ermesiyle sözde özgürlüğe kavuşması.. ve tabiki kurtarıcı Amerika Birleşik Devletleri (mi?)..
Biraz karışık oldu sanırım, yanlış anlaşılmalar için özür dilerim.. mutlaka herkesin okumasını tavsiye ederim..
İyi okumalar