Bazı cümleleri şunu şöyle duydum, şu şöyle diyordu gibi alıntılarla kuran insanlar gördüm. Bu şekilde konuşmak insanı daha bilgili kılmadığı gibi bazen daha da itici yapabiliyor. Önemli olan öğrenilen her neyse onun nasıl yorumlandığı.. Üzerine düşünmedikten ona anlam katmadıktan sonra olduğu gibi aktarmanın ne anlamı var. Sonuçta insanlar karşısındaki kişinin düşüncelerini merak ediyor, başkalarının onun yerine düşündüklerini değil. Tabi bu demek değil ki hiç bir zaman bu şekilde konuşulmamalı. Bazı durumlar vardır ki sanki o kelime ya da cümleden başka hiç bir şey o duyguyu ya da düşünceyi ifade edemezmiş gibi. İşte o durumlar istisna :)
Her düşünceyi zaten çok iyi anlatmış olduğunu düşündüğümüz kişilerden alıntılamak bir nevi düşünceleri tembelleştiriyor. O ifade daha iyi tanımlanamazmış gibi geliyor insana. Oysa aynı dili konuşsak bile herkesin kelime dağarcığı farklı.
Bu sebeple kelimelere yüklenen anlamların çeşitliliği de oldukça fazla. O yüzden, nasıl bir düşünceyi bir başkasıyla aynı şekilde ifade etmiş olabiliriz?
Görünürde yazılan ve söylenenden çok daha fazlası iken.
Bu tip kadınlar, yitip giden gençliğin, hiç sahip olmadıkları güzelliğin, yakalama şansı elde edemedikleri başarıların, kasvetli yaşamlarında barınma imkanı bulamayan parlak umutların yerine saf bir sevgi ve adanmışlığı koyar, kendilerini sevdiklerine kul köle ederler..
Bir şeylerin olmasını bekleyenler, çoğu zaman karanlık bir odada dışarıyı izleyen ve şimşek çakmasını bekleyenlerin her zaman yaptığı gibi alçak sesle konuşurlardı.
Düşünüyordum da, şu hayat dediğimiz şeyin ne hoş ödülleri vardı; şuna buna hınç duymak, kin beslemek ne kadar yersizdi. Dostluklar kurabilmek ve kafa dengi kişilerle birlikte olabilmek ne kadar gıpta edilecek bir durumdu...