Sonuçta ortaya çıkan yüzde 91,4 oranındaki yüksek "Evet" oranını sadece bu tedbirlerle açıklamak yeterli değildir. Unutulmamalı ki, Demirel ve Ecevit yeni anayasayı meşru saymadıklarına dair işaretler vermişlerdi. 1961 Anayasası'na, ciddi bir örgütlü yapıya sahip olmayan o dönemin toplumundan bile yüzde 39 "Hayır" oyu çıktığı anımsandığında, 82 Anayasası'na verilen yoğun destek daha iyi görülebilir. Toplumun, 12 Eylül öncesi "kardeşin kardeşi öldürdüğü" günlere dönmek istememesi bir neden olarak azımsanmamalıdır. Toplum, bu kaostan bir şekilde kurtulmak istiyordu. Yüksek evet oylarında darbecilerin tek yanlı propaganda imkanlarının etkisi ise yadsınamaz.
12 Eylül Anayasası bir tepki metniydi. Yürürlüğe girdiğinden bu yana,
Anayasa'yı hazırlayan komisyonun başkanlığını yapan Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı dahil, Anayasa'yı eleştirmeyen neredeyse kalmadı. Özellikle 1987'den sonra Meclis'te yer alıp Anayasa'yı şiddetle eleştirmeyen ve acilen değiştirilmesi gereğinin altını çizmeyen hiçbir parti yoktu. Ne var ki, Anayasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten yeni Milenyuma girilen döneme kadar kapsamlı değişiklikler yapılamaması çok şey anlatır. Bu siyasî partilerin uzlaşma yoluyla oyunun kurallarını değiştirme anlamında çok mesafe alamadıklarını gösterdiği gibi, özellikle iktidar partilerinin Anayasa'nın kimi "avantajlarından" oransızca istifade etme büyüsünden uzaklaşamadıklarını da gösterir. Özellikle 1991 seçimleri öncesi DYP ve SHP'nin öne çıkardıkları söylemlere bakıldığında, bu partilerin kurdukları ortak hükûmetin köklü anayasa değişiklikleri yapabileceği beklentisi oluşmuştu. Ama dağ fare doğuracaktı. Bunu sadece anayasayı değiştirecek çoğunluklarının olmaması ile açıklayamayız. Dönemin politik ve iktisâdî koşulları da bu eylemsizliğin nedenleri arasındadır.