Stefan Zweig'ın sürükleyici bir psikolojik kitabını daha okumuş bulunuyorum. Özellikle yalnız kalmanın insana yaşattığı travmaları çok güzel anlatmış. 48 sayfalık ince bir kitapta bu kadar çok yoğun duyguyu ne kadar da güzel okuyucuya aktarmış.
"Onurunun kırılması yumruklardan daha çok canını yakmıştı."
"Ölümüne kovalanmış bir hayvan gibi öylece yatıyor, alçak sesle kesik kesik soluyordu; korkusu, duyguları, acı ya da utanç hissiyatı kalmamıştı. İçini tarifsiz bir dermansızlık kaplamıştı; ne intikam ateşi ne de öfke vardı artık, tek hissettiği dermansızlık, tarifsiz dermansızlıktı; gözyaşlarıyla birlikte bütün kanı da akıp gitmişti ve orada kendi ağırlığından yere çökmüş cansız bedeni yatıyordu sanki. Ayağa kalkmayı denemedi bile; bunları yaşadıktan sonra kendini nereye atacağını bilmiyordu."
"Daha önce hiç denememiş olmasına karşın şahane rol yapıyordu. Çünkü başkalarının önünde duygularını göstermeyi engelleyen her şeyi; korkuyu, kaygıyı, utancı, çekingenliği üzerinden atmıştı, nesnelerle gerçekten yalnızca oynuyordu şimdi."
"Sırf insanların yokluğunu çektiği için kendini ölümün kollarına bırakmıştı aslında, ufacık bir komediyle kandırılabilen bu kıt akıllı sersem insanların. Ölüm denen şey kolay geldi ona, hatta ölürken gülümseyebiliyordu insan, gerçekten, denedi, hem de pek güzel gülümseyebiliyordu ve ölüm geldiğinde güzel ve huzurlu, doğaüstü mutlulukla ışıldayan bir yüze sahip olmak hiç de güç değildi. Gerçekten, öldükten sonra bile mutluluk komedisi oynanabilirdi, bunu daha önce bilmiyordu. Her şey, insanlar, dünya, ölüm ve yaşam ona bir anda müthiş eğlenceli geldi, öyle ki hoppa dudaklarındaki yapay gülümsemesi bir anda bilinçsizce gerçek oluverdi. Karşısında bir ayna varmış gibi doğruldu, ölümü bekledi ve gülümsedi, gülümsedi, gülümsedi."