Ebû Fezâre Rahimehullah şöyle demiştir Birbirlerini seven iki kişinin en faziletlisi Arkadaşını daha çok seven kimsedir Hennâd Bin es Serî el Kûfî Kitabu'z Zühd 485
Kendi Klasiklerimize Neden Bu Kadar Yabancıyız? Bugün “klasikler” denildiğinde zihnimizde çoğunlukla Batı düşüncesinin kurucu metinleri beliriyor. Şüphesiz bunlar insanlığın ortak mirasına ait eserlerdir ve okunmayı hak ederler. Ancak İslâm medeniyetinin asırlar boyunca ürettiği felsefî, hikemî ve irfânî klasiklere yönelik aynı dikkati gösterdiğimiz söylenemez. Hatta “okuyalım, çocuklarımıza da okutalım” dediğimiz klasikler söz konusu olduğunda, bu kavram çoğu zaman neredeyse otomatik biçimde Batı klasiklerini çağrıştırmakta klasik okuma tasavvurumuz büyük ölçüde bu minvalde sınırlanmaktadır. Klasikler, yalnızca geçmişte yazılmış metinler değildir. Bir medeniyetin varlık, bilgi, ahlâk ve insan anlayışının en yoğun biçimde billurlaştığı metinlerdir. Her medeniyet kendi kavramlarını, sorularını ve hakikat tasavvurunu bu eserlerde muhafaza eder. Bu nedenle kendi klasiklerine yabancılaşmak, yalnızca bazı kitapları okumamış olmak değil, kendi düşünce geleneğinin kavramlarına, meselelerine ve idrak ufkuna da uzak düşmektir. Bu bağlamda felsefe, hikâye, şiir ve ahlâk diliyle yazılmış bazı klasik eserlerimize hep beraber bakalım: Bu klasiklerin en temel ortak özelliği, en karmaşık metafiziksel ve ahlâkî hakikatleri dahi alegoriler, masallar ve yaşanmışlıklar gibi her seviyeden insanın okuyup 'vusatınca' anlayabileceği, kendi ruh dünyasına tatbik edebileceği edebi bir dille sunmalarıdır. Bunlardan "bazıları": 1. Sa'dî Şîrâzî (Ö. 691 / 1292) - Bostan ve Gülistan: Ahlâk, hikmet, siyaset ve insan ilişkilerini şiir ve hikâyelerle anlatan klasik edebiyatın başyapıtlarındandır. 2. Mahmud Şebüsterî (Ö. 720 / 1320) - Gülşen-i Râz: Vahdet-i vücûd, insan-ı kâmil ve metafizik hakikatleri özlü ve şiirsel bir dille ele alan tasavvuf klasiğidir. 3. Âşık Paşa (Ö. 733 / 1332) -
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çünkü çevresindeki her şeyin şirin ve parlak görünmesi işlerimizin yolunda gitmesiyle mümkündür. (Sayfa 119) Amcanın Düşü
Kısım- 1.1.485;
İnsan, istemediği her şeyin bahanesini; istediği her şeyin çaresini bulur..🌾
Hadi canım daha neler.. o kadar olmuş mu!!?
Türkiye'de Evlilik Çağındaki Bekâr Nüfus 19 Milyonu Aştı! Evlenme Yaşı Yükseliyor, Bekâr Sayısı Artıyor! Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve ilgili araştırmaların verilerine göre, Türkiye genelinde evlenme çağında olup hiç evlenmemiş bireylerin sayısı 19 milyon 485 bin 977'ye ulaştı.
Alıntı
Yasadışı Cumhuriyet rejimi adam asmaya doymuyor... SAMSUN İSTİKLAL MAHKEMESİ 1622 İDAM CEZASI VERDİ. 485 İDAM MAHKUMUNUN CEZASI DERHAL İNFAZ EDİLDİ.. Fotoğraf'ta Samsun Saathane Meydanı'nda klasik bir idam uygulamasını seyreden resmi görevlileri görüyorsunuz... Görevliler idam edilen bir mahkumun önünde poz veriyorlar. Samsun İstiklal Mahkemesi kararları… Mahkemeye verilen sanık………..: 3.420 Beraat ve takipsizlik………………..: 395 İdam………………………………….: 485 Muaccelen / Gıyaben idam……….: 1.137 Kalebent ve kürek…………………..: 240 Hafif mahkumiyet…………………..: 1.163 not: Muaccelen idam: Gecikmeli idam. Sanık idama mahkum edildir. Ama, cezası hemen uygulanmaz, mesela askere alınır ve ön safta dövüşmesi istenir. Yapmazsa idam edilir. Gıyaben idam: Sanık kaçaktır. Yokluğunda idama mahkum edilir. Yakalanırsa idam edilir. Kaynaklar: Ekrem Cemil Paşa, Muhtasar Hayatım, Beybun Yayınları, Ankara 1992. Cellat Kara Ali’nin hatıraları, Son Posta Gazetesi, 3 Mart 1931. [Hüseyin Demirel, Deccaliyet ve Kemalizm, Ittihat Yay., Istanbul 1993, sayfa 187. Ergün Aybars, Istiklal Mahkemeleri, (cild 1-2), Ileri Kitabevi, Izmir 1995, sayfa 108. Yaşar Gören