Ağlıyorum, gözyaşlarımın dökülmesi gibi dökülüyor kelimeler de parmaklarımdan.
“Masumiyet Müzesi her şeyden önce aşk hakkında bir düşünmedir. Aşkı hepimiz kendi sınıfımız, cinsimiz, kültürümüz, ülkemiz, hatta dinimize göre yaşarız.” s.500
Aşk tam da böyle bir şey işte. O duygu, o his.. 500 küsür sayfalık bir kitapla tarif edilen ama tarifsiz.. Birçok okuyucunun aksine ben kızamadım Kemal’e, hiç hem de. Bazen yaşananlara, hissedilenlere müdahale edilemez, edemeyiz. Belki azaltırız, ama yok edemeyiz. Yaşarız, fark edemeyiz. Fark ederiz, ama bulamayız diye uzanır gider liste. Ben çok naif bir aşk romanı okudum. Evet çok kızdım, evet çok sinirlendim. Ama sonunda yüreğimin ta derininde hissettim. Müze olacak kadar masum bir aşk. Müze gerçekten de İstanbul Çukurcuma’da. Kitabın 485. Sayfasında da bir adet ücretsiz giriş bileti mevcut, kitabı yanınızda götürmeyi unutmayın.
Kafamı en çok meşgul eden sorulardan birine
yazarımız bir açıklama getiriyor:
"Orhan Bey siz Kemal misiniz?" "
Hayır, ben Kemal değilim! O benim uydurduğum bir kahraman," demek kolay. Ama Kemal'in mahrem duygularının ayrıntılarına giren, inanan okuru bu duyguları benim hayatta hiç yaşamadığıma inandırmak daha zor. Zaten romancı olmak kendi duygularınızdan bir başkasının duyguları gibi ve başkalarının duygularından da kendi duygularınız gibi söz edebilme hüneridir. Ben Kemal'in ne kadar hayali bir kahraman olduğunu söylersem söyleyeyim, okurlarımın yazdığım aşk hikâyesini benim yaşadığıma inanmalarını da isterim, her romancı gibi. s.500
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” diye başlıyor kitap. O kadar derin ve kitabın tamamını barındıran bir cümle ki. Aynı zamanda o kadar da bizden. Hangimiz biliyoruz ki!