Güneş batabilir ve yeniden doğabilir;
Fakat bizim o kısa ışığımız bir kez söndüğünde,
Sonsuz bir geceyi uyumamız gerekir.
Öp beni bin kere, sonra bir yüz kere daha...
Bugün pazardayken ikişer şekilde dört plastik kasayı ayaklık yapıp üzerine 3-4 m biraz kalın ama yetişkin biri için hafif bir plastik ile tezgah yapıp üstüne plastik hasırlar dizmiş bir yer vardı.
Ben annemleri beklerken etrafa bakıyordum ve çocuğun bir şeyler yaptığını görünce orada durdum. Geriye doğru devrilmişti bir köşeden tutup ondan daha da küçük olan çocuğa sesleniyordu ama gelmedi hemen. Ve ben birkaç adım attım ona tutmak için o sırada içeride yatan adamla göz göze geldim. Çocuğun halini görüp gelmiyordu. Buna gıcık oldum. Bir an tereddüt etsem de diğer velet gelince yumuşak tonda "Sen de karşıya geç istersen. Burayı ben hallederim." deyip gülümsemiştim. Ve geri çekmiştik. Onlar hafif tarafta ben baya hasırla dolu taraftaydım. Yardıma gelmiş diye "Gerek yok sen bekle." demedim büyüğün yanına yolladım. Bir yandan da kalabalıkta olmanın farkındalığıyla çekimserim. O yüzden biraz durmuştum ama buraya kadardı.
Ben hasırlar düşmeden çekeriz sandım ama biraz gecikme ile düşmüşlerdi. En azından tezgah olan o plastiği doğru düzgün yerleştireceğiz derken çocukla alttaki birbirine bağlı olmayanlar düştü. O an sesli güldüm. Ve "Tek başına yaparken zordu şimdi üç kişiyken daha da zor oldu değil mi?" deyip çocuğu yoklarken düzeltip dizdik ve babamların geldiğini görüp onlara katılırken "Ne oldu, ne yapıyordun?" diye tuhaf tuhaf bakmışlardı. "Güçlü ve cesur çocuğa minik bir yardım takviyesi sağlamaya çalışıyordum." deyip giderken çocuğu unutmuştum. Bana "Eline sağlıııkk." diye biraz yüksekten yetişince ona dönüp gülümseyerek "Ne demek kolay gelsin." el sallayıp önüme döndüm. Çocukluktan olan o el sallama olayını çocuklara yapmayı çok seviyorum. Sonra "İçeride büyük biri vardı. Çocuğun halini görüp gelmedi. Çocuk için zordu yani, kör olan görür." deyip biraz sinirle
Lise arkadaşlıklarının, üniversite arkadaşlıklarının hiçbir zaman kalıcı ve gerçek olacağına inanmadım. İnsanları hep geçici veya bir süreliğine uzun gibi sınıflandırdım. Bunun sebebi çocukken birlikte büyüdüğüm birinin arkadaşlığını ve ilgisini kaybettiğimi görmekti. Bir de fiziksel zarar görmekti. Üstelik çocuktum. Suçum da yoktu. Öte yandan hangi ortama girsem yıldız değil, yan sanayi oldum. Unutuldum. Yok sayıldım veya düpedüz arkadaş olarak istenmediğim kötü bir şey yapmadığım halde yüzüme söylendi. Zamanla anladım. Belki sorun kadınlardadır diye düşünüp erkeklerle arkadaş olmayı üniversitede denedim ama erkekler arkadaş gibi bana yaklaşmıyordu. Geçici sohbetler edip gittim. Sonra en az 5 ilişki denedim. Madem arkadaşım yoktu. Ben de sevgili yaparım diye düşünmüştüm. Başka çarem yoktu. Ama içten içe biliyordum. Onlar da geçiciydi. Ben değişirler diye yersiz ümitlere girmiştim. Yalnızlık böyledi. Sonra onları da kökten nedenler bulup veya yaratıp bitirdim. Şimdi mi? Yalnızım. Arkadaş olmaya çalışan benimle geçen aylarda kadın oldu. Denedim. Konuşacak konu bulamadım. Ben pek buluşmayınca o da arkadaşlığımı sorguladı. Geç oldu ama özür diledim. Şimdi hala konuşmuyoruz ve o aramadıkça, yazmadıkça aramıyorum. Yani düzeleceğim sözünü de tutamadım. Kimi kandırıyordum ki? O da beni terk edecek. Biliyorum. Bu yüzden o beni terk etmeden terk edecek neden bulup gitmeliyim. Terk edilmekten korkuyorum. Terk edilmemek için insanları kendimden uzaklaştırıyorum artık bir negatif en ufak şey bile sezsem. Öyle ki elimden gelse ve param olsa ayrı eve ve hatta şehre çıkıp alıştıktan sonra bütün herkesten kopacak bir adım yapmayı düşünüyorum. Telefonumu değiştirmek ve kimseye vermemek. Adres de dahil. Zaten gün içinde işi düşmedikçe ne arayan ne soran var. Eskidendi o sözde merak
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR
Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e
SELİM GÜRBÜZER
Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir.
Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim:
“Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun.
Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim.
Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
arkadasimin onerisiyle dusuncelerimden arinip rahatca uyumak icin 1 2 duble birseyler icmeyi dusundum son zamanlarda ara sira bira iciorum gazoz gibi geliyor bana hicbir etkisi olmuyor dedim bu sefer beylerbeyi rakisi alayim ikindi vakti markete gittim rafin onunde durdum 35lik 70lik diye baktim ulan bu kucucuk siselerden ne cikacak ki koca koca bira siselerinin yaninda cok zavalli duruyor mecburen 70lik aldım bir suru para gitti kasada eve geldim siseyi actim bir bardaga koydum birazda soguk su 3 5 yudumda agzim bogazim yandi icmeye devam edemedim yanlis is yaptigimi o vakit farkettim fark ettim fakat iş işten geçmiş ola bardağı lavaboya doktum yalan yok kalanini siseye geri koymayı düşünmedim degil ama olmuyomus öyle iyi en azından lavabo giderimi dezenfekte etmiştir.. sonra ne bok yedim diye kendi kendime düşündüm bi bir suru para ziyan oldu uykum da henuz gelmedi ustune bira acip ictim o da yetmedi televizyonu acip biraz gözlerim açık yattim ama aklim hala rakida kaldi bir daha denemem herhalde bu isi YTD
Çalıştığı firmanın bekleme salonunda sıradan birgün geçiriyordu. Bilindik işler peşinde, bedenen yeri yurdu belli ama ruhen kaybolmuş bir hayatın kendine göre baş aktörüydü. Sağ dirseğini önündeki masaya yaslamış, sol elinin işaret parmağı ile masanın üzerinde hemen önünde duran telefonunda ekran kaydırıyordu. Sosyal medyanın derin ama bir o kadar da sığ dehlizlerinde kimi umut, kimi eğlence, kimi ise olmayanı satıyordu.
Sabah saatlerinin iç titreten soğuğuna inat, öğlen yaklaştıkça hararet basıyordu. Masanın üzerinde telefonun hemen yanında duran yarım bardak çaya baktı. Bir anda oturduğu yerden ayağa kalkıp sırtındaki firmanın logosu olan poları çıkarttı ve başka bir sandalyenin üzerine fırlattı. Tekrar yerine oturmaya niyetlenirken eliyle üstünü yokladı istemsizce, sigarası ve çakmağı poların cebinde kalmıştı. Poları fırlattığı sandalyenin başına döndü, cebinden sigarasını çakmağını çıkarttı. Henüz oturacağı yere dönmeden sigaranın ucunu çoktan ateşlemişti bile. Aslında sigara yakmak aklında yokken neden yakmıştı bunu anlamamıştı.
Masaya geri oturduğunda, etrafa göz gezdirdi. Masanın karşı ucunda kendisinden birkaç yaş büyük adama baktı. O adam da masanın üzerine gövdesini yarısına kadar yatırmış bir elini başına dayamış, bir sandalyede yan oturarak telefonu ile uğraşıyordu. Birden aklına lisede staj için gittiği kamu kurumundaki atölye memurları geldi. O adamlarda, ellerinin boşluğunda atölyede iki buçuk litrelik pet şişelere zeytin kurarak vakit geçiriyorlardı. O yaşta çok kızmıştı adamlara belki ama yaptıklarının doğru ya da yanlış olması artık onu ilgilendirmiyordu.
Yarım bardak çayını avuçlarının arasına aldı, bir yudum çekti. Çektiği gibi yüzü buruştu ve boğazından zorla geçirdi yudumunu. Çay buz gibi olmuştu. Masanın karşısındaki adama baktı.
“Şu sıcakta