Uzun zamandır kişisel gelişim kitabı okumadığım için bana çok iyi geldi. Bilinçaltım rahatladı ve hayatımla alakalı bazı şeylere dönüp baktım. Blokajlarıma, sürekli tekrar eden kısır döngülerime, düşüncelerime, kızgınlıklarıma ve kırgınlıklarıma, çevremdeki arkadaşlarıma, aileme…Her şeyi şöyle bir süzgeçten geçirip her satırı geçiştirmeden okumaya çalıştım. Ve çok önemli bir şey öğrendim. Kalbimizi ve onun yaydığı gücün beynimizden 5000 kat fazla oldugunu…İhtiyacım varmış boyle bir kitaba…Ben beğendim. Herkese iyi bir kalp ve bu kalbin gücüyle tüm güzellikleri kendine
çekmesini dilerim. İyi okumalar
Hayatında yüzlerce kitap okumuş benim ömrümde okuduğum en iyi kitap.. 1500 sayfa değil 5000 sayfa olmasını ve hiç bitmemesini istedim.. Teşekkürler Dumas
Monte Cristo KontuAlexandre Dumas · İthaki Yayınları · 201037,2bin okunma
On katmanlı bir şehir için haklı bir isim listesi.
Kitap, 95 basım fakat oldukça etkili.
Troyanın 5000 yıllık tarihini katman katman anlatıyor. İlk kazıdan 90 lı yılların ortasına kadar yapılan tüm kazılarda bulunan eserler ve bu eserlerin başına neler geldiği, ülkeler arası yolculukları (kaçırılma hikayeleri), şu anki güncel durumlarına kadar ciddi bilgiler veriyor.
Tüm bu bilgiler ömrünü Troya kazılarına adamış olan, Schliemann'ın büyük hırsızlığından 50 yıl sonra Türk yetkililer tarafından kazı izni verilen tek kişi olan, hatta zamanla Türk vatandaşlığı alarak ismine "Osman" ismini ekleyen Alman arkeolog Manfred Osman Korfmann ile yapılan röportajlar ışığında aktarılıyor.
Çünkü yazarımız kazıları çok yakından takip eden meraklı bir gazeteci Birgit Brandau.
Manfred Osman Korfmann aynı zamanda bugün Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'de Arkeoloji dersleri veren, 40 yıldır TRUVA kazılarında büyük emek harcayan, şu an da Troya Kazı Başkanı olan Prof. Dr. Rüstem Aslan'ın da hocasıdır.
Arkeolojiyle ilgilenenler için çok detaylı anlatımlar var. Tarih kısmı o güne kadarki edinilen bilgiler ışığında kısıtlı. Yani tarihi bilgiler güncel değil ama kitap Troya'nın temelini oluşturması bakımından eşsiz.
Çok ciddi bir emek var. Memleket toprakları içerisinde çocukluğumdan beri çok sık ziyaret ettiğim Truva'nın bin yıllardır başına gelenleri onu bulup çıkaranlardan okumak çok keyifliydi. Meraklısına tavsiyedir. (Arkeoloji)
Not: Akademik bir kitaptır. Aşk, ihtiras ve mitleri bu kitapta bulamazsınız. Bilinen Troya savaşına da mit olarak değil, buluntular ekseninde yer veriliyor.
Siz deyin 500 sayfa ben diyeyim 5000 sayfa. Okurken o kadar sıkıldım ki bitirmem tam 1 ay sürdü. Bence olaylar arasında çok fazla açık var ve bunları sorgulamaktan kitap elimde sürünmedi yıprandı gitti.
Pae’nin hayatı bir ara sokakta prens Kai’nin hayatını kurtarmasıyla tamamen değişiyor. İstemediği bir yarışmaya ondan habersiz yazılıyor ve saraya çağırıyorlar. Daha burada sinirlenmeye başladım. Yani kraliyet kız adına nasıl böyle bir kararı verebilir aklım almıyor. Bu durumu da kimse garipsemiyor Paedyn bile hemen kabullenip saraya gidiyor. Ama olaylar bununla bitmiyor yaşanan hiçbir olayın alt yapısı yok. Direniş grubu var ve yolları Paedyn ile kesişiyor ve kız hüç sorgulamadan olayları kabulleniyor. Hiç demiyor ben 3 yıl aç susuz kaldım neredeydiniz o zamanlarda diye. Bütün soruları ben sordum gerçi ama cevapları tabi ki yok. Bir tane daha böyle bir şey yazayım mesela yarışma var ve çok tehlikeli ölümle burun buruna geliyorlar ölenler oluyor. Kai’nin erkek kardeşi de bu yarışmaya katılıyor çocuk daha 15 yaşında hiç adil değil çünkü en güçlülerin bir araya geldiği yarışmada şansı sıfır. Kai başta endişeleniyor ama Kitt’in rahat tavrı beni benden aldı. Asla sorgulamıyorlar bu durumun adilliğini. Neyse ama bununla da bitmiyor yarışma başladığında Jax kimsenin umurunda değil Kai kardeşinin varlığını unutuyor Pae için endişeleniyor. Jax bir şekilde yaralandığında da yaşanan olaylar hüç inandırıcı gelmedi Kai’nin pişmanlığı asla bana geçmedi. Bu arada daha sonra yarışmaya devam etti yine kimse itiraz etmiyor. Daha böyle sorgulayıp cevaplarını alamadığımız bir sürü olay var.
Finalde sadece gerçeğin ortaya çıktığı kısmı sevdim. Kai ve Paedyn’in nasıl karşı karşıya geleceğini merak ediyorum. Yüzleşmeleri nasıl olacak ama bence yazar onuda yazamamıştır.
Kitt’i asla
PowerlessLauren Roberts · Beta Byou Yayınları · 2024978 okunma
Samuel Noah Kramer’in "Sümerler" kitabını elime aldığımda, dürüst olmak gerekirse bu kadar sarsılacağımı beklemiyordum. Genelde bu tarz akademik eserler, insanı tarihler ve krallar listesiyle boğar. Ama Kramer başka bir şey yapmış; o, sanki 5000 yıl öncesinin mahalle kahvesine gidip oradaki insanlarla dertleşmiş gibi anlatıyor. Kitabı okurken kendimi sürekli şunu düşünürken buldum: "Yahu, aradan binlerce yıl geçmiş ama biz hala aynıyız." Bir okul çocuğunun kâtip olma yolunda yediği dayaktan şikayet etmesi ya da bir babanın oğluna "Neden serserilik ediyorsun, oku da adam ol" minvalindeki azarları... Bunlar bize çok tanıdık değil mi?
Kramer'in en büyük başarısı, Sümerleri sadece "icat çıkaran bir halk" olmaktan çıkarıp, onları kanlı canlı, hırslı, korkak, dindar ve adalete aşık insanlar olarak resmetmesi. Kitapta geçen o "ilkler" (ilk meclis, ilk kanunlar, ilk vergi indirimi) sadece birer veri değil; o günkü insanın toplum olma sancısının kanıtları. Mezopotamya’nın o balçıklı toprağında kurulan medeniyetin, bugünkü dijital dünyamızın temel yazılımı olduğunu görmek insanı hem mütevazılaştırıyor hem de bir parça ürkütüyor.
Eğer tarih sizin için sadece geçmişte kalmış tozlu bir yığın değilse, aksine "bugün kimiz?" sorusunun cevabıysa, bu kitap tam bir başucu eseri. Makine dilinden uzak, her satırında kâşif bir ruhun heyecanını taşıyan bu metin, size sadece Sümerleri değil, insanın değişmez özünü anlatıyor. Okurken Dicle’nin suyunun sesini ve o kil tabletlerin sertliğini parmaklarınızda hissedeceksiniz. Bu bir kitap değil, insanlığın çocukluk albümü.
"Yeni bir yazarla tanışmak istedim ama sanırım ilk kitap olarak yanlış bir seçim yapmışım. Çok fazla tarihi bilgiye boğulmadan ilginç şeyler okurum diyordum; evet, tarihi bilgi yükü çok ağır olmasa da dili oldukça ağırdı ve kitabın sonunda 5 6 sayfalık bir sözlük vardı. Ben sürekli 'Bu ne demek, şu ne demek?' diye bakmaktan hoşlanmıyorum. Bu yüzden sadece bilmediğim birkaç kelimeye baktım, gerisini anlayabildiğim kadarıyla okudum. Yine de not ettiğim ilginç vakalardan bahsetmek istiyorum.
Mandalı Bedel
Bir dönem askerlikte bedel ödeyecekler için nakit para yerine manda kabul edilmiş. Hatta görev süresini dolduran mandaların boynuzları yaldızlanıp sahiplerine öyle teslim edilmiş.
İlk Külhanbeyleri
'Külhanbeyi' unvanını ilk olarak hamam zorbaları almış ve ilk külhanbeyleri Gedikpaşa Hamamı’nın bekâr odalarından çıkmış.
Resm-i Taş (Recm)
Cellatsız bir idam cezası vardı ki buna 'taşla öldürme-recm' denirdi. İslam şeriatına göre bir kadının bir Hristiyan ile münasebeti olduğu tespit edilirse bu cezaya çarptırılması gerekirdi. Ancak koca imparatorluk tarihi boyunca sadece tek bir kadın bu suçla suçlanarak recmedilmiş.
İçki ve Sigara Yasağı
Yasak dönemlerinde kurala uymayan birçok kişi idam edilerek öldürülmüş.
Köçekler
O dönemin meyhanelerinde köçekler oynatılıyormuş; bu bence gerçekten garip bir vaka.
Fenersiz Çıkma Yasağı: Geceleri fenersiz sokağa çıkma yasağı varken, camiden geç çıkan bir imamın oğlu, feneri olmadığı için idam edilmiş.
Lale Devri Sünnet Şöleni
Padişah III. Ahmed, dört şehzadesiyle birlikte 5000 fakir çocuğu sünnet ettirmiş. Bu sünnet için yapılan hazırlıklar saymakla bitmez.
Kardeş Katli
Yavuz Sultan Selim, kardeşi Şehzade Murad’ın öldüğüne inanmak için mezarını açtırmış; kesilen baş bizzat kendisine getirilip eliyle muayene ettikten