Bir Kutu Kitap Mayıs ayı aboneliğimden çıkan kitaplardan biri oldu. Her ay gelen kitapları incelerken kapak tasarımına bakıp ‘bu kitap güzele benziyor’ veya ‘bu kitap hiç beni sarmayacak gibi’ tarzında yorumlar yaparım kendi kendime. Mayıs ayında bu kitap benim için ‘hiç sarmayacak’ olan kitaptı, lakin şu an inceleme yazıyorum. Beni şaşırttığı için mutluyum.
Kitap ilk başta zaman yolculuğunu anlatıyormuş gibi görünse de aslında geçmişe gitmekle değil, kalpte yıllarca taşınan pişmanlıklarla ilgileniyor. Çünkü insan bazen kaybettiği şeyi değil, ona söyleyemediği son cümleyi özlüyor.
Kitaptaki karakterler geçmişe döndüklerinde kaderlerini değiştiremeyeceklerini biliyorlar. İçlerinde yine de bir ‘acaba?’ içeren bir umut olsa bile hiçbiri hayatını yeniden yazmaya çalışmıyor. Onların aradığı şey çok daha içten bir şey. Bir teşekkür, bir özür, bir veda ya da yıllardır içlerinde sakladıkları birkaç kelime oluyor. Bu yüzden kitap boyunca en çok hissedilen duygu burukluk oluyor. Çünkü okurken insan kendi hayatında yarım kalmış şeyleri de hatırlıyor.
En çok hoşuma giden şeylerden biri kitabın büyük acıları değil küçük eksiklikleri anlatması oldu. Çoğu zaman insanı kıran şey yaşanan felaketler değil, zamanında söylenmeyen sevgi sözcükleri oluyor. Sevdiğimiz insanların hep yanımızda kalacağını düşünerek ertelediğimiz her şey, bir gün içimizde ağır bir yük haline gelebiliyor. Kitap da bunu oldukça sade ama etkili bir şekilde gösteriyor.
Yazarın anlatımı çok gösterişli değil. Cümleleri edebi oyunlarla dolu değil. Ama bu yüzden duygular daha doğrudan ulaşıyor. Okurken sürekli gözyaşı döktüren bir hikaye de değil, daha çok insanın içinde yavaş yavaş büyüyen bir sızı bırakıyor. Sayfalar ilerledikçe fark ediyorsun ki aslında hepimiz hayatımızda bir kez olsun geçmişe dönmek istemişiz.