Yurdanur Demir

Postal sesleri caddelerde hala yankılanırken; geceleri hala iki ile beş arasında sokağa çıkma yasağı varken; her an bir köşe başında heyula gibi bir tank ve yeşil bereliler görünürken; onları her gördüğümüzde yüreğimiz ağzımıza gelirken, okulda bir yıl boyunca hocalarımız amfinin içinde, kapının iki yanında yüzleri bize dönük şekilde ve tüfeklerini indirmeden dikilen dersi dinlemesi, cuntaya rapor etmesi beklenen iki jandarma er eşliğinde ders anlatmışken; öğrenciler bir araya gelmesin diye kantinler ve yemekhaneler kapalı tutulurken; bahçede jandarma eşliğinde kuyruğa girip aldığımız kumanyamızı- köfte börek haşlanmış yumurta- bizi düşmanı olarak gören soğuk yüzlü ve ceberut cunta devletimize inat ne şey içinde yemişken; kırk yaşıma kadar askeri bir araç türü sandığım adının GMC (General Motors Corporation) logosundan geldiğini öğrendiğimde şaşırdığım, sözlüklere bile geçen [mesela Kubbealtı Sözlüğü "askeri hizmetlerde kullanılan bir kamyon çeşidi "diyor] cemseler meydanlarda, köşelerde, sokak başlarında korku duvarı gibi yol keserken; her türlü askeri aracın önünden geçmekten korkan halk, kaldırım değiştirip jandarmanın dikkatini çekmemek için önüne bakarak hızlı hızlı yürürken; polisler hâlâ ve sık sık canlarının istediği gibi kimlik kontrolü yaparlarken; kimliği olmayanları ya da kimliğini beğenmediklerini ya da göğsünün üstündeki kaşa taktıklarını, özellikle yoksul görünen, solcu görünen, Kürt görünen gençleri herkesin gözü önünde zevkle döverek götürürlerken; insanlar devletin tehlikeli bulduğu kitaplarını evlerinin banyo kazanlarında, kalorifer dairelerinde hâlâ ve hâlâ, içleri yana yana yakarlarken; yasaklı kitaplar yakmakla tükenmezken; devlet her gün yeni kitapları yasaklı ilan ederken; mesela herhangi bir yerinde Nazım Hikmet'in adının geçtiği bir kitabı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
...... O zamanki hocalar bunu yaparlardı, öğrencileriyle okul dışında da görüşürlerdi, küçük gruplar halinde evlerine çağırırlardı, öğrencilerini önemserlerdi,değer verirlerdi, gelecekleri ile ilgilenirlerdi Şimdikiler gibi -ben de kısmen dahil- ver dersini git; derste öğrencilerine elli yıl önce yapılmış araştırmaları, otuz yıl önce yayımlanmış istatistikleri, sonuç sayfaları yazılmamış, eksik gedik raporları kakala;okuma listesi vermesen de olur; dersin güncel olmasa da olur; sen kendin Türkçe dışında bir dilde yazılmış tek bir kitap okumamış olsan da olur; kırk yılda bir adım bile ileri gitmemiş olsan da olur; geri gitmiş olsan bile olur; maksat kapıda hoca yazsın; biat et yeter; kabul et yeter; sus, otur, bakma, duyma, her şey yağmalanırken gözlerini kapat yeter; para karşılığı rapor yaz yeter; senin görevin her türden kalın adamların paraya çok benzeyen sesi olmak, bu sana yeter;değildiler. O zamanlar öğrencilerine bir harf öğretmek için çırpınan hocalar alay konusu olmazlardı. Sayfa / 66
"Yangından hepimiz göğünüp çıktık. Yangından hepimiz yanmış, kavrulmuş yüreklerimiz paramparça olmuş çıktık. Biz yaralandık, biz insanlığımızı yitirdik, derdi Doktor Halil Nuri Bey. Bizim insanlığımız gitti, külümüz kaldı. Artık biz eski sağlıkla insanlık değiliz. Bizim çocuklarımız da artık o eski insan olamayacak. Torunlarımız da... Üstlerine kıyamete kadar kan yağacak, yaralanmış, yarı deli, birbirlerini yiyerek, bütün acıma, insanca duygularını yitirmiş, şu dünyada içlerindeki ışığını boşaltmış, öyle dolaşacaklar, birbirlerinin gözlerini oyarak..."
Sayfa 286 - Adam Yayıncılık
Savaş alanı bataklığın kıyısındaydı, sıcaktı, gökten ateş yağıyordu. Ova, siperler üst üste şişmiş ölülerle dolmuş,hava,toprak, gök nergis tarlaları, gelincikler tarlalar dolusu yarpuz, lavanta, ölü kokularıyla kokmuş. Ölüleri gömünceye kadar kokudan çok asker ölmüştü.İsa bu sefer de anası Meryem'le bir araya gelmiş Vasili'yi korumuştu
Sayfa 128 - Adam Yayıncılık
" Biz devrim ateşi içinde bir sevda yaşadık. Bu sevda öylesine kolay ve doğal gelişen bir insan gerçeğiydi ki birileriyle paylaşırsak bozulacak, kirlenecek diye ürküyorduk"
Sayfa 227 - Kor Kitap