Hadis-i Şerif’in kalbinde saklı olan o derin sırrı, ruhun adanmışlığını ve duaların göğe yükseliş hikmetini ele alan, Allah gönülden iman edenlerin asil ve sarsılmaz üslubuna yaraşır edebi bir yazı..
İşte kelimelerin teslimiyetle ilmek ilmek işlendiği, ince işçiliğin neticesi bir metin..
Kalbin İntisabı: Şeksiz Bir İnanışla Avuçları Açmak
“Yaptığınız duânın kabul edileceğine yürekten inanarak duâ edin! Çünkü Allah Teâlâ gaflet içinde ve dikkatsizce yapılan duâyı kabul etmez.”
— (Tirmizî, Daavât, 66)
Dua, kul ile Yaratıcı arasındaki en gizli, en muazzam ve en kesintisiz köprüdür. İnsanın yeryüzündeki kimsesizliğini, acziyetini ve kelimelere sığmayan kederlerini alıp O Ebedî Sevgili’nin eşiğine aşkla bırakmasıdır.
Fakat her köprü gibi, duanın da bir ruhu, bir duruşu ve sarsılmaz bir mimarisi vardır. Efendimiz ﷺ, bu kutlu hadisiyle bize duanın sadece dilden dökülen alelade kelimeler olmadığını, aksine baştan aşağı bir duruş, tam bir uyanıklık ve sarsılmaz bir itimat işi olduğunu fısıldar.
İnanmak, duanın görünmez kanatlarıdır. Kanatsız bir kuş nasıl göğe yükselemez, bulutları aşıp menzile varamazsa; şüpheyle, ümitsizlikle ya da "bir deneyeyim" çiğliğiyle yapılan dualar da sahibinin başından öteye gidemez.
Akıl fırtınalar koparıp, ihtimalleri hesaplayıp "Bu iş nasıl olur, bu dert nasıl çözülür?" diye debelenirken; müminin kalbi tüm hesapları yırtıp atmalıdır. Avuçlar semaya kalktığında, kulun içi öyle bir itimatla dolmalıdır ki, sanki istediği şey kapısına çoktan gelmiş de sadece vaktini bekliyormuş gibi bir genişlik hissetmelidir.
Çünkü istenen makam, hazinesinde eksilme olmayan, ol deyince olduran, merhameti gazabını aşmış olan Allah Teâlâ'nın makamıdır.
O Ebedî Sevgili’den isterken tereddüt etmek, O’nun cömertliğini ve kudretini hakkıyla idrak