Evladını kaybeden bir babaya çok üzülürüz.
Fakat yerden çocuklarının parçalarını toplayan bir baba görmek bizi mahveder.
Oyuncak alamayan çocuğa çok üzülürüz.
Ama açlıktan uyuyamayan bir çocuk görünce dünya başımıza yıkılır.
Evini depremde kaybetmiş birine çok üzülürüz.
Ama evine 660 gün boyunca füze atılan birini görmek bizi altüst eder.
Bu yüzden "vicdan tektir, her şeye aynı derecede üzülmeliyiz" saçmalığını bir tarafa bırakın.
Dahası, Gazze'yi kıyaslamaktan vazgeçin.
Acının büyüğü küçüğü olmaz diyebilirsiniz ama bazı acılar insanlığın sınavıdır.
Üstelik bu acı her gün tekrarlanıyorsa, unutmamıza izin verilmiyorsa işkenceye dönüşür.
Ölüm ile işkence arasındaki farkı bilir misiniz?
Ölüm bir andır, işkence ise süreklilik.
Gazze her gün, her saat, her an yeniden yaşanan bir işkenceye dönüştü.
Biz Gazze deyince geçmişe ağıt yakmıyoruz. Gazze'de bir şeyler yaşanıp bitmedi.
O çocuklar hâlâ aç, hâlâ üzerlerine bomba yağıyor.
israil her gün yardım adı altında o insanları bir araya toplayıp kurşuna diziyor.
Hiç mi takip etmiyorsunuz?
Olan bitenleri hiç mi görmüyorsunuz? 660 gündür istisnasız her gün çoluk çocuk katlediliyor.
Türkiyemizde her felakette ölüyoruz, içimiz yanıyor.
Depreme koşuyoruz, yangına koşuyoruz ama Gazze için elimizden hiçbir şey gelmiyor.
Belki de bunca ses bu çaresizlikten.
Şimdi, biraz insanlığınız kaldıysa Gazze'yi bir şeylerle kıyaslamaktan vazgeçin.
Çünkü bazen küçümsemek, öldürmekten daha aşağılıkça bir eylemdir.
• Erhan İdiz