Kayıp aydınlanma;
Okullarda öğretilen resmi tarih adındaki yalan bilgilerin dışında “ gerçekleri” “okumak için ideal bir kitap.
Orta Asya, Araplar tarafından 660’lı yıllardan itibaren İslam’ı yayma adı altında istila ve işgal hareketlerine maruz kalır.
Öyle ki İslamdan önce de çok gelişmiş bir bölge olan Orta Asya’ya ait birçok eser yıkılır kütüphaneler yakılır, İslam’a geçmeyi reddedenler ise katledilir.
Arapların yaptıkları katliamları İspanyolların Amerika kıtası işgaline çok benzetirim.
Okullarda bizlere anlatıldığı gibi Türklerin İslamla tanışması 751 yılında olmuyor. Araplar 660 yılından itibaren durmaksızın bölgeye saldırılar gerçekleştiriyor. Bölgenin kadim iki unsuru olan İrani ve Türki halkların İslam’a geçmesi ise yüzlerce yıl sonra oluyor. Yazarın da kitapta dediği gibi “iki asır sonra bile Müslümanlar bölge nüfusunun ancak onda birini oluşturuyorlardı.“
Orta Asya bu zamana kadar bizlere hep Türk yurdu olarak anlatıldı ancak kitabı okuyunca bölgenin yerleşik yaşama geçmiş, gelişmiş şehirler kurmuş, medeniyet oluşturmuş, gelişmiş toplumunun İrani halkları olduğunu görüyoruz.
Türkler ise göçebe şeklinde yaşamlarını sürdürmüşler. Önceleri Askeri güç olarak, sonraları ise yönetici olarak bölgede katkı sağlarken, bilim, felsefe, kültür, sanat alanlarında 14. yüzyıla kadar pek de etkinlikleri yok.
Okullarda İslam aydınlanması denilen dönem bizlere hep Arapların başarısı gibi anlatıldı. Ancak İslam’ın altın çağını yaşatanların aslında çoğunlukla İrani haklar olmakla birlikte Türki hakların da katkısıyla Orta Asya olduğunu anlıyoruz. Aydınlanmanın fitilini ateşleyen Orta Asyalılar, fitilin ateşlendiği yerde Orta Asya.
Birûni, İbn-i Sina, Farabi, Ömer Hayyam gibi önemli kişilikler Farsça konuşan, İrani halklara tabiler ancak eserini Arapça