Trump, 7-8 Temmuz'daki Ankara NATO Zirvesi’ne katılacağını ve Türkiye’yi ziyaret edeceğini göğsünü gere gere ilan ediyor.
Bir lider, perde arkasında sıkıştırılacağını bildiği bir küresel sofradan (NATO'dan) korkuyorsa, yapacağı en rasyonel şey "Gelmeye niyetim yok, çekiniyorum" imajı vermek değil; aksine vites yükseltip "Oraya bizzat geliyorum ve masaya oturacağım" diye gövde gösterisi yapmaktır.
Trump, Ankara'ya gelerek hem Erdoğan ile kurduğu o "Şara ve Suriye planını" sahada tahkim etmek istiyor hem de kendisini ablukaya almaya hazırlanan Avrupalı liderlere (Macron, Scholz vb.) karşı "Ben buradayım, kaçmıyorum" mesajı vererek psikolojik üstünlüğü korumaya çalışıyor.
Trump'ın "İran 60 gün içinde anlaşma yapmalı yoksa onları memnun etmeyecek şeyler yapacağız" çıkışı, Hürmüz’ün sadece 24 saat önce Devrim Muhafızları tarafından kapatılmasının ardından karizması çizilen bir hegemonun hırçın öfkesidir.
Trump, 60 günlük resmi müzakere süresini zaten kabul etmişti. Ancak sahada İsrail ve İran’ın restleşmesi yüzünden "zayıf" görünmemek adına bu süreyi şimdi İran'a verilmiş bir "ültimatom" gibi pazarlıyor.
"Memnun etmeyecek şeyler yaparız" tehdidi, Kasım seçimleri öncesi içerideki Yahudi sermayesine ve şahinlere "İran'ı hala tehdit edebiliyorum" mesajı vermektir. Yani masayı deviren tarafın kendisi olmadığını savunurken, arkada yaşanacak olası bir başarısızlık durumunda faturayı ekibinden birine kesmek için zaman kazanıyor.
Trump, Hürmüz Boğazı'nda deniz trafiğinin normal bir şekilde sürdüğünü iddia ediyor. Devrim Muhafızları boğazı kapatıp ticari gemileri tehdit etmiş, İsrail saldırıları "donduracağını" söyleyerek taktiksel bir geri adım atmışken; Trump borsaların çökmesini engellemek için rasyonel bir yalan söylüyor: "Sıkıntı yok, trafik akıyor". Petrol fiyatlarının