Rümeysa

Rümeysa
@728ysa
2**
Parmaklar nedir ki onları tutabileyim? Bir kez olsun, parmaklarımı ellerim olmadan nasıl tutabilirim? Birbirine dolansa, karışsa ve yok olsa O zaman yalnızlık bir seçim olmazdı belki de Koşardım, ayaklarım olmadan koşardım hem de Burnum olmadan nefes alırdım. Ağzım olmadan gülerdim. O zaman her şey kolay olurmuş gibi geliyor. Nedensiz, bunlara sahip olamayan insanların bile varolabildiği, hissedebildiği... Kalp atışım olmadan yaşayabilseydim, o zaman üzüntü asla bana uğramazdı. Belki de beden denen şeye bağlı olmasaydık, eksik doğan hiçbir şey eksik sayılmazdı.
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hatıra
Ne yaparsam yapayım, kendimden hep nefret ettim. Ayakkabılarımı bile düzgün giyemezdim. Hep hayal kurardım. Saçlarımı uzatırdım bir de; hoş bir akşam esintisi gibi hissederdim kendimi. Büyüdükçe, bir fasulye filizi gibi açacağımı sanmıştım. Ama sanırım ikimiz de toprağın karanlığında boğulduk. Gün batımı üzerime çökerken, şehrin derinliklerinde şarkı söyleyen bir kızın sesini duydum. Ağlıyordu. O da bendim aslında. Ellerimden tuttuğunda, nedense utandım— sürekli yalın ayak gezdiğim için. Dizlerimdeki yaralarla biraz ironik görünüyordum belki. Ama belki… o kız bir gün beni kabul ederdi, yırtık kıyafetlerimle, dağınık benliğimle, yalın ayaklarımla, kızarmış ellerimle.
Şiir
Koku
Vardır ya hani, kokusu tenine işleyen Çocukluğun masumiyeti, gençliğin hevesi Tüm bir hayatın notası gibi Güneşli bir günde ağlamak gibi Yağmurlu bir havada sinen toprak kokusu Belki de bir gülü dalından koparmak gibi Ama kopardığım şey kendimden bir parçaydı sanki Sonra Gece olur. Sabah olduğunda bir daha aynı koku burnuma ilişmeyecek, bunu bilirim son kez, yeniden koklamak isterim Ay bana güler sadece, kaybolur Sonra tomurcuklar çiçek açmaya başlar Kayıp yılların acısını çıkarır gibi Belki de yeniden o kokuya ulaşmak için Son bir serzeniştir Doğa anadan gelen Ve ben asla anlayamam, görsem dahi duyamam Koklasam dahi tadamam Bir yanım hep eksik Aynı kokuyu arayıp durur
Edebiyat
Beşik
Gözlerimi açtığım yer, umduğum yer değil. Hoş bir beşik, tatlı ninnilerin arasında yanan sobanın çıkardığı çıtırtı sesini duyabiliyorum. Bir kadın, elinde meyve bıçağıyla elma soyuyor. Bu ninniyi o söylüyor. Tanıdık ama asla hatırlayamıyorum. Gözleri yavaşça bana döndüğü anda içten bir gülümseme yayılıyor yüzüne. Gülümserken gözlerinin kırışması, tüm yaşanmışlıklarının yanında ona özel bir anlam katıyor. "Uyandın demek, bebeğim." Beşiği ince parmaklarıyla kavrayıp öne ittiriyor. Elindeki meyveyi köşeye bırakıyor. Ayağa kalkıp yerde duran birkaç odun parçasını sobaya atıyor. Seslenemiyorum. Kendimi hiçbir şeymiş gibi hissediyorum. Çok yakın ama çok uzak. Kutsal bir şeymişim gibi bana bakmaya devam ediyor, annem. Ona ilk kez böyle sesleniyorum. Anne… belki de milyarlarca kez. Beşik sallanıp oda ısınırken, güzel yüzü yeniden hüzünlü bir tona bürünüyor ve meyve soymaya devam ederek ninnisini söylüyor. İlk bakışta tatlı gelen ninni, şimdi sadece acıyla kaplanıyor. "Gitme uzaklara." Devam ediyor. Duyamıyorum. Sadece orada, bana bakıyor. Gitme diyor, dudaklarından okuyorum. Uyandığım zaman çimenlerde uzandığımı fark ediyorum. Rüzgar tenimi ıslatıyor, birkaç sokak ötede, parktaki çocukların sesi kulağıma ilişiyor. "Mirelle." Diye sesleniyor annem bana. Ona dönüyorum. Elinde bir çamaşır sepeti, çamaşır asarken gözleriyle beni kontrol ediyor. Şimdi daha yaşlı ve daha hüzünlü geliyor gözüme. Gözlerinde anlamlandıramadığım bir şeyler var. Yavaşça çimenlerden kalkıyorum, yalınayak bir şekilde annemin yanına ilişiyorum. Toz, yumuşatıcı ve elma gibi kokuyor. "Ben de gitmek istiyorum." Annem bana bakıyor, elimi tutuşu sıkılaşıyor. "Gitme." Gitmiyorum. Gidecek gibi değilim. Gitme hakkım yokmuş, sanki bu bir kuralmış gibi yeniden annemin yanından ayrılıp çimenlere oturuyorum.
Edebiyat
nefes
Islık dolu bir ses Yankılanırken kafamda Diyor ki "uzaklaşma" Uzaklaşırsam ne olur ki? Aklım bir karış havada Nefes alırken duraksıyorum. Kendi bedenimi bile göremiyorum Yalınayak, yürüyorum şimdi mutfağa Bir bıçak duruyor tezgahta Bakmadan geçemiyorum Bu Kelimeleri de kesmez mi? Yan tarafta bir portakal Yarısı yenmiş, kabukları etrafa dağılmış Bu bıçak portakal için mi? Kafamdaki ses için mi? Tahta, ayağımın altında gıcırdarken Masanın üstündeki bardak Uğultuyla yere düşüyor Gözlerimi sıkıca kapatıyorum "Uzaklaşma." Seni sevmiyorum! benden uzaklaşma!
Şiir