Ne yaparsam yapayım, kendimden hep nefret ettim.
Ayakkabılarımı bile düzgün giyemezdim.
Hep hayal kurardım.
Saçlarımı uzatırdım bir de;
hoş bir akşam esintisi gibi hissederdim kendimi.
Büyüdükçe, bir fasulye filizi gibi açacağımı sanmıştım.
Ama sanırım ikimiz de
toprağın karanlığında boğulduk.
Gün batımı üzerime çökerken,
şehrin derinliklerinde
şarkı söyleyen bir kızın sesini duydum.
Ağlıyordu.
O da bendim aslında.
Ellerimden tuttuğunda,
nedense utandım—
sürekli yalın ayak gezdiğim için.
Dizlerimdeki yaralarla
biraz ironik görünüyordum belki.
Ama belki…
o kız bir gün beni kabul ederdi,
yırtık kıyafetlerimle,
dağınık benliğimle,
yalın ayaklarımla,
kızarmış ellerimle.