Bu yaşam, beni ancak içimde esen rüzgârları, içimde seven sevgileri, içimde õlen ölümü, içimden taşmak isteyen yaşamı, sözcüklere dönüştürebildiğim zaman ve sözcükler, o rüzgâra, o ölüme, o sevgiye yaklaşabildiği zaman dolduruyor.
Özlem duymuyorum. Bir beklediğim de yok. Acı da duymuyorum. Açlık da. Uyku da. Ama belki de herşeyi bürüyen bir acı. Beni. Caddemi. Odamı. Resimlerimi. Anılarımı. Çocukluğumu. Çocuğumu. Kanımı. Benliğimi. Ah, derinliğinde duygular aradığım benliğimden de öte, benliğimden de büyük.
Şimdi sen bir anısın. Tenin herhangi bir yerde sürdürecek yaşamını. Hiçbir sevginin ardından gidemem. Sevgi inandırıcı değildir. Düşüncelerin bulduğu, düşüncelerin biçimlendirdiği bir durumdur. Düşünüldüğü oranda büyür, derinleşir; büyütülür, derinleştirilir. Ne denli düşünülürse, o denli büyür. O denli dayanılmaz boyutlara ulaşır, ulaştırılır. Gerçekleştirilemez. Soyutlaşır. Ve hiçbir zaman bitmez. Yașam gibi. Ölüm gibi.
Büyük bir araziye yağan çok sayıda, iri yağmur damlası, adı olmayan damlalardan başka bir şey değildir. Elbette her biri ayrı olsa da birbiriyle yeri değiştirilebilecek damlalardır. Ancak o tek bir yağmur damlasının, kendine özgü anıları vardır. Tek bir yağmur damlasının tarihi, onu sürdüren görevi vardır. İşte bizler bunu unutmamalıyız. Herhangi bir yerde basitçe emilse de, biçimini yitirse de, toplu bir şekilde başka bir şeye dönüşüp yok olsa bile. Ya da aslında tam da toplu bir şekilde yeni bir şeye dönüştüğü için.
İnsanların, muhtemelen herkesin, unutamadığı bir durumu başkalarına sözcüklerle pek de iyi ifade edemediği, yüreklerine ağır gelen deneyimleri vardır, pek çoğu bunları tam dile getiremeden yaşar ve ölürler.