" Bir kadını resmetmekle başlar her şey.
Sevgi vardır o resimde, saflık ve güzellik teması vardır.
Samimiyet vardır, çaba ve emek vardır, rötuş rötuş.
Hayal etmek vardır ve tabii ümit etmek de.
Tebessüm vardır bakanı gülümseten, göze ve kalbe hitap eden bir estetik saklıdır ayrıntılarda.
Duruşunda endam vardır, asalet vardır.
Kokusunda saf sabun, tacında morumsu lavanta ve yine aşk vardır kan kırmızısında.
Nakış nakış işlenmiş sabır ve şükür vardır motiflerinde.
Bekleyiş vardır, bitmek tükenmek bilmeyen bir bekleyiş.
Baştan aşağı gizli bir zarafet vardır, resmin bütününe yayılan.
Renkler vardır, kimi zaman sararan, kimi zaman matlaşan; ama hep ışıl ışıl parlayan.
Bir kadını resmetmekle başlar her şey ve yine o resmin anlattıklarını okuyabildiğin kadarıyla da sona erer!"
Mütareke sırasında İstanbul'un tarihi, sadece bir Sadrazam'ın, Damat Ferit Paşa'nın işbirlikçi faaliyetlerinin ve Padişah'ın entrikalarının tarihi değildir. Aynı dönemde sadrazamlık yapan Ali Rıza Paşa (12 Ekim 1919 - 3 Mart 1920), Salih Hulûsi Paşa (8Mart - 2 Nisan 1920) ve Tevfik Paşa (21 Ekim 1920 - 4 Kasım 1922) Ateşkes Antlaşması hükümlerine ve Müttefik yönetimine karşı üstü kapalı bir direniş politikası izlemişlerdir.
Şubat 1919'da, İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Arthur Calthorpe, Ingiliz savaş esirlerine kötü davranmakla suçlanan 23 Türk'ün, sıkıyönetim mahkemesine sevk edilmek üzere İngilizler'e teslim edilmelerini istedi. Bu istek, Ateşkes Antlaşması'nda tanınmış olan Osmanlı egemenliğini ihlal ettiği için, Osmanlı Hariciye Nazırı isteğe boyun eğmeyi reddetti.
Osmanlı Imparatorluğu sınırları içinde Türkler'in çoğunlukta oldukları yerlerin Türk yönetiminde kalması gerektiğini belirleyen Misak-ı Milli, Osmanlı Parlamentosu'nda, Ali Rıza Paşa'nın sadrazamlığı sırasında kabul edildi. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Osmanlı Hükümeti'ni, Ateşkes Antlaşması'nın ruhuna aykırı davranmakla suçlamaktaydı:
"Mustafa Kemal Erzurum'un resmî valisidir (metinde böyle), kendi içinde onunla Istanbul arasında bir halka oluşturuyor ve bu, insanı, Genç Türkler'in Asya'da yaptıklarının sorumluluğuna sahip çıkmayan İstanbul'a rağmen nasıl olup da başarı kazandıkları hakkında düşünmeye sevk ediyor... Ateşkes Antlaşması açıkça ihlal edilerek, başkentle Milliyetçiler arasında sürekli silah ve silahlı adam değişimi yapılıyor. "
1920 Martı'nda Amiral Calthorpe, Anadolu halkının milliyetçilere sağladığı desteğin durdurulması için, Osmanlı Hükümeti'ni, Kuvay-ı Milliyeciler'i açıkça suçlamaya zorladı. Salih Hulūsi Paşa bunu yapmayı reddetti ve bu da Hükümet'in
“Koca evrene küçük bir kelime ya da küçük bir iş bırakan herkes onu değiştirir; evet, ciddi bir düşüncedir bu, onu değiştirir iyi ya da kötü yönde, bir an için değil, tek bir yerde de değil, ama bütün insanlığın içinde ve sonsuza kadar.”
#8Mart