Bir toplumda çocuğun dünyası önemsenmiyor, aşağılanıyor ve küçümseniyorsa, orada demokrasi değerlerini yaşatmanın olanağı yoktur.
...Bebek evlerinin minyatür dünyası, yapıldıkları dönemin mobilyalarını, seramik eşyalarını, koltuk döşemelerinden perdelerine kadar ev tekstilini, duvar kâğıdından yer döşemesine kadar dekorasyon beğenisini, bebeklerin kıyafetlerinde moda anlayışını ve gündelik hayatın daha pek çok bilgisini sunar. İstanbul Oyuncak Müzesi'nde kasap, pastane, ayakkabıcı, saatçi, oyuncakçı, kumaşçı ve okul gibi en başarılı örneklerinin sergilendiği bebek evleri, ziyaretçilerin yoğun ilgisini çekmektedir. Bebek evleriyle oynayan çocuklar itişip kakışıp, kavga etmek yerine birbirleriyle konuşmayı, diyaloğu seçerler. Bir ülkenin meydanlarındaki, sokaklarındaki hayatı öğrenmek için, o ülkenin çocuklarının oyunlarına bakmak yeterlidir. Cinsel ayrımcılık üzerine kurulu ülkemiz oyunlarında kız çocuklar bebek sallarken, erkek çocuklar oyuncak tabancalarla ateş etmekte ya da arabalarını birbirleriyle çarpıştırmaktadır. Gazete sayfalarının kadın cinayetleri, terör ve trafik kazaları haberleriyle dolu olmasına rastlantı diyebilir miyiz? Avrupa'daki gündelik hayatta insanların birbirine saygılı davranmaları, kadının arka plana itilmemesi, bize göre çok daha dingin ve sabırlı konuşmaların olmasının kökeni işte bu bebek evi kültürüdür. İstanbul Oyuncak Müzesi'nde sergilenen, rafları minyatür kitaplarla dolu, 1920'lerde Almanya'da yapılan iki odalı oyuncak kütüphanenin önünde karşılaştığım ziyaretçilere şu soruyu soruyorum:
"Bu oyuncakla oynayan bir çocuğun anne ya da babası, ileride çocuğumuz kitap okumuyor diye üzülür mü?" Oyun kültürümüzde bebek evi olmadığı için, edebiyatımızda da hayal dünyasının bu büyülü oyuncaklarının izine rastlayamıyoruz.