Kitap, yazarın okuduğum ilk romanı. Yeraltı edebiyatı da ne ola? diye alıntılarına göz atıp, hımm hiç de fena değilmiş, deyip satın aldım. Alıntılardan dolayı, kafamda şiir tadında -biraz da arabesk- bir roman okuyacağım, düşüncesi ile kitaba başladım. İlk tokat daha giriş kısmında sol taraftan suratıma indi. Tamam, yazarın tarzı biraz karanlıktı (yeraltı edebiyatı dedikleri şey sanırım) ama yılmak yoktu, biraz ilerleyince yürekleri coşturacak bir şeyler olacaktı. Aşk, meşk, özlem acaba hangisi diye düşünürken, bir tokat daha. Sonra bir tane daha. Kitap adeta "bak sen! şiir tadında bir şeyler okuyacakmış beyimiz" diyerek dayak attı :)
Kitap, dikkatleri üzerine çekerek, sert bir biçimde giriş yapıyor. Devamı ise yer yer donup kalınacak şekilde rahatsız edici. Çocuk istismarı, şiddeti... Okuması biraz zor. Oğuz ATAY ilgimi çekmesine karşın, onunla alakalı kısımları sevemedim. Fazla eğreti durmuş ama Filipinli, Kızılderili, bina üçlüsü arasında geçen diyalog ve metafor harikaydı. Türüne az rastlanacak cinsten.
Kitabı teknik olarak değerlendirecek olursak, iyi yazılan dramların ortak özelliklerini taşıyor. Kahramanını güç durumlara sokup, okuyucuyu avucunun içine alıyor, dahası kitabın bir mesajı var. Bunlar iyi kısımları fakat bazı yerlerde betimlemeler ve detaylar eksik, kurgu olarak da basit kalmış, dahası ve en önemlisi ilerleyen kısımlarındaki tesadüfler bir roman için fazla zorlama olmuş. Teatral bir oyun ya da senaryo olsaydı pek problem olmazdı, fakat gerçeklikten uzaklaştıkça, kitapla olan bağı kaybediyorsunuz. Bir kaç güzel özdeyiş ne yazık ki kitabı kurtaramamış.