çünkü bizim tek hedefimiz Doğu’ya varmak değildi, daha doğrusu “bizim Doğu”muz salt bir ülke ya da coğrafi bir şey değil, ruhun yurdu ve gençliğiydi, hem her yerde hem de hiçbir yer, tüm zamanların yekvücut olmasıydı.
bana öyle geliyor ki, dünya tarihi, insanların en şiddetli, en kör arzusu olan unutma arzusunu yansıtan bir resimli kitaptan başka bir şey değil. her yeni kuşak bir önceki kuşağın en önemsediği şeyleri yasaklarla, susup geçiştirmelerle, alaylarla yok etmiyor mu? yıllarca süren büyük vahşet verici bir savaşın bütün halklar tarafından yıllar yılı unutulduğunu, inkar edildiğini, bastırıldığını ve sanki sihirle yok edildiğini ve şimdi azıcık dinlenip kendine gelen bu halkların, birkaç yıl önceki budalalıklarını ve acılarını sürükleyici savaş romanlarıyla anımsamaya çalıştıklarını görmüyor muyuz?
öyle şeyler görür ki, uzaklara giden biri,
gerçeklik sandığı şeyden çok uzaktır.
yurdunda anlattığında sonra bunları,
çoğunlukla yalancıya çıkar adı.
dikkafalı halk inanmaz ona,
görmemişse, açıkça hissetmemişse.
tahmin ederim ki, toylar da,
şarkıma pek inanmayacaktır.