okuduğum ikinci tolstoy kitabı: anna karenina
başlarken elimde tuttuğum 1060 sayfalık kitaba bakarken "nasıl bitecek bu kitap yahu!?" diye bir miktar serzenişte bulunduğum doğrudur. fakat başladıktan sonra 10-20-50-100-200 derken sayfaların elimden kayıp gittiğini gördüm. özellikle her gün 100-150 sayfa aralığında okumaya çalıştım, böylelikle 12 günde kitap bitti.
durağanlaştığı noktalar da oldu tabii. 500'lerden 600'lü sayılara ulaşmak sanki hiç bitmeyecek bir yolmuş hissine kaptırdı beni. neticesinde o kısmı atlattıktan sonra derin bir oh çekebildim.
kitabı genel hatlarıyla kafamda birçok bölüme ayırdım. ağırlık gösterdiği ve değindiği konular bakımından toplumun sosyal, kültürel, dini* ve politik yapısı en ince hatlarla ele alınmış. -bence din tolstoy kitaplarının vazgeçilmez bir ögesi, "insan neyle yaşar?" kitabında da din ile ilgili görüşlerini açıkça belli etmiş.- özellikle tolstoy'un rus toplumuna ve idari yapısına olan bakış açısı yazar hakkında bana derinlemesine fikir sahibi olabilmemi sağladı.
şimdi gelelim kitaba ismini veren baş karakterimiz anna karenina'ya, hikayemde de bahsettiğim gibi karakteri analiz ederken madame bovary için kurduğum cümlelerle ne kadar benzerlik gösterdiğini görünce ikisini istemsizce kıyaslama gereği duydum. fakat bu noktaya sonra değineceğim. önce anna karakterine derinlemesine bir inceleyelim. anna, aşk ve tutku kadını. onu en iyi tanımlayan cümle salt bu olur kesinlikle. ahlaki değerlerini aşk uğruna yakıp yıkabilecek bir mizaca sahip. bir çocuğu ve kendinden 20 yaş büyük eşiyle hayatını idame ettirmeye çalışırken bir gün karşısına çıkan bir adama (vronskiy) aşık olup, tüm hayatını değiştirecek kararlar alması da bunun bir göstergesi. elbette bu kararları almak kısa bir sürece tabi değil, yoksa 1000 sayfalık roman nasıl