Arzu yalnızca başkasının bedeninin açığa çıkması değil,benim kendi bedenimin açınlanmasıdır. Ve bu da bedenim alet ya da bakış açısı olduğu ölçüde değil,ama saf olgusallık,yani olumsallığımın zorunluluğunun sıradan olumsal formu olduğu ölçüde böyledir. Derimi,kaslarımı,nefesimi hissederim ve heyecan ya sa açlıkta olduğu gibi,bir şeylere doğru onları aşmak için değil de,yaşayan ve kıpırtısız bir datum olarak hissederim,sadece dünya üzerindeki eylemimin esnek ve gizli aracı olarak değil de,dünya içinde angaje olmama ve dünya içinde tehlikede olmama yol açan bir tutku olarak hissederim.Kendi-için bu olumsallık değildir,onu varetmeyi sürdürür,ama kendi bedeninin baş dönmesine maruz kalır,ya da dilerseniz bu baş dönmesi aslında onun kendi bedenini varetme tarzıdır.Konuşlandırıcı-olmayan bilinç kendini bedene terk eder,yalnızca beden olmak ister.Arzulayan beden,kendi içinin kendi mümkün olanlarına doğru kaçtığı olumsallıktan ibaret olacak yerde,aynı zamanda kendi-içinin en dolaysız mümkün olanı haline gelir;arzu,yalnızca başkasının bedenine duyulan arzu değildir,aynı bir edimin birliği içinde,beden içine gömülmenin konuşlandırıcı-olmayan olarak yaşanan projesidir;nitekim arzunun en son kertesi,bedene boyun eğmenin son kertesi olarak kendinden geçmek olabilir.İşte bu anlamda,arzunun bir bedenin bir başka bedene duyduğu arzu olduğunu söylemek mümkündür.Bu aslında başkasının bedenine doğru bir açlıktır ve kendi-içinin kendi bedeni karşısındaki baş dönmesi olarak yaşanır:arzulayan varlık,kendini beden kılan bilinçtir