Konuşmanın maksadı, gayeyi muhataba anlatmaktır. Onun ötesinde kalan, kötülenmiş zorlamadır. Hitabetin lafızlarını güzelleştirmek, bu kötülenmiş kısma dahil olmaz. Aşırıya kaçmaksızın ve garip kelimeler kullanmaksızın hatırlatma da bu kısma dahil değildir. Çünkü hitabet ve hatırlatmadan gaye; kalpleri harekete geçirmek, teşvik etmek, gönülleri yumuşatmaktır. Lafzın zarif oluşunun burada büyük bir tesiri vardır. Bu bakımdan güzel sözler, hitabet ve nasihate uygundur.
Yakamoz delisi gözlerinin inadına,
Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi
Kimseler bilmeyecek.
İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta benimle olduğunu,
Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu kimseler görmeyecek.
Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı,
Anılar diye diye hep seni andığımı
Kimseler duymayacak.
Bir gün yalnız sen duyacaksın
Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini.
Bir gün yalnız sen duyacaksın, bir gülün kokusunda sevdamı.
Sen göreceksin, sen bileceksin, hissedeceksin.
Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda.
Yıldız Kenter
Orada, belki de, ruhundaki o boşluk dolabilir, aradığı anlamı bulabilirdi. Orada, belki de, sadece birinin kızı, birinin kardeşi, birinin müstakbel eşi değil, kendisi olabilirdi.