"Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır..."
Şu başı dumanlı dağlara, gözün alabildiğine uzanan yeşil atlasa bakarken; insan kendi mutlak hiçliğini ve o hiçliğin içindeki o büyük, ağır memuriyetini daha derinden hissediyor. Zerrenin kürreye, kulun Rahman’a aynalık ettiği şu muazzam nizamın ortasındayız...
İman, kalbe düşen ve ruhu baştan ayağa yakan bir ilahi kor ise; aksiyon o koru söndürmeden, nefsî perdeleri yıkarak bütün bir dünyaya nur kılma cehdidir. Üstad'ın (Necip Fazıl Kısakürek) rehberliğinde; dışarıdaki muvakkat bahardan ziyade, ruhun o hiç solmayacak ebedi baharını, yani bizzat kalpte başlayacak o büyük ve batıni inkılâbı mütalaa etmek...
Tabiat zikirde, sayfalar tefekkürde... Nasibimiz daim, gönül ufkumuz her daim açık olsun.
Bir çayın demi, bir ömrün çilesi ve kalbi hakikate râm etmeye adanmış satırlar...
Önümde açık duran bu sayfalar, sadece birer kitap yaprağı değil; nefsin çölünden geçip gönül ufkuna kanat çırpan bir ruhun hicretidir. Üstad’ın ( Necip Fazıl Kısakürek) kelimeleriyle örülü bu köşede, çayın sıcaklığı içimizi ısıtırken, tütünün dumanı da şu geçici alemin fahiliğini fısıldıyor yüzümüze. Biz bu satırlarda sadece fikir aramıyoruz; "Ben" davasından vazgeçip, hakikatin o muazzam nuruna uyanmanın sancısını paylaşıyoruz.
Şu fani dünyada duman gibi savrulurken, ömrü kelamın ve irfanın bereketiyle yoğurabilmek... İşte bütün mesele bu. "Çile"yi baş tacı eden, nefsini eritip ruhunu diriltenlerin izinde, kalbi bir sükutla sayfaları çevirmeye devam. Kendisinden ümit kesilmez olan Allah'ın selâmı üzerinize olsun!