Ali Egemen Gök

Ali Egemen Gök
@AEGok
İçimizdeki Deliler(*Ve küçük spoilerlar*)
Puan vermedi·216 syf.··
2022 24. kitabı
Kaç insan esiri fikirlerinin , kaç can ? Sürekli dönüp duran endişeler , korkular ve kıskançlıklar zihinde... Sürekli pataklar duvarların içinde mahsur kalmış ben'i. Veronika da mutluluğuyla baş edememiş bir kızdır. Güya monoton hayattan ve güya her şeyin ters gittiği dünyadaki yanlışlıkları düzeltememekten sıkılmıştır. Ve bu algoritma sonucu intihar fikri gelir aklına. O da bir avuç uyku hapını yutar. Gözünü açtığında beklediğinin aksine cennet veya cehennem değil bir deli hastanesindedir. Ona söylenene göre de birkaç günü vardır ölmeden önce. Bu hikaye başlarda ölümün hikayesidir. Bir bitişin ve yokluğun. Umutsuzluğun hikayesi. Gerçeklikten kopuk ölümü bekleyen çoktan ölmüşlerin hikayesi. Ve bir de Dr. İgor vardır. Kitabın sonunda der ki , vitriolün bilinen tek tedavisi yaşama bilincidir . Bu bilinci veren tek ilaçsa ölüm bilinci. Ve böylelikle ölümün hikayesi bize yaşamın hikayesinin kapısını aralar. Bu kitabı ben bir romandan çok daha öte kabul ediyorum. Bu alelade bir roman değil . Bu roman hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair bir kılavuz aynı zamanda. Kendi özüyle iletişimi koparanların özünü bulmasına yarayan bir rehber . Aynı Veronika gibi. O da diyor ya " O hapları aldığımda nefret ettiğim birini öldürmeye çalışıyordum . İçimde başka , sevebileceğim Veronikalar olduğunu bilmiyordum." Veronika'nın içindeki sevebileceği Veronika'ları bulmasını okurken insan da kendi içindeki sevdiği benlerini buluyor. Sosyal hayatlarımızda medeniyet denen makine , özellikle de korkuyla yönetilen medeniyetlerde , insanları kalıplara sokuyor. Dr. İgor'un dediği gibi doğada tek bir yaprak yoktur ki başka bir yerde de tıpa tıp benzeri olsun. Doğal olan bu farklılıktır. Dolayısıyla tek bir insan da yoktur ki başka bir insanla tıpatıp aynı olsun. Ama medeniyet
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,5bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dorian'ın Kalıpları(**Spoiler**)
Puan vermedi·318 syf.··
2022 3. kitabı
Basil Hallward ünlü bir ressamdır ve romantik bir şekilde hoşlandığını itiraf ettiği Dorian'ın muhteşem bir portesini çizer. Dorian portreye bakınca gerçekten de kendi formunun ne kadar güzel olduğunu görür ve kendi formu yerine zamanın portredeki adamı değiştirmesini diler. Bir şekilde bu dilek tutar. Bu kitap sadece romandaki karakterlerin psikolojik incelemesiyle değil kurgusunun orijinal konusunun getirdiği felsefi problemle de incelenmeyi hak ediyor bence. Hatta benim ilgimi daha çok çeken noktası bu oldu. Ruhumuzu gerçekten görebilseydik -ondaki iyiliği kötülüğü ve değişimi- ne olurdu? Öncelikle ruh dediğimiz şeyi tanımlamak gerekiyor. Ruh bence en azından bu kitapta kullanılan anlamıyla zihnimizin bütün kalıplarının - duyular, duygular, düşünceler- toplamıdır. Peki biz bütün bu kalıpları görebilsek ne olurdu? Birçok spiritüel öğretinin de önerdiği gibi zihnimizin kalıplarının farkına varmak , onun işleyişini anlayıp onu kontrol edebilme yetisi kazanmak çok önemli bir erdemdir. Kitapta da adeta Dorian'a aydınlanmış bir kişinin ömrünü harcayarak kazandığı bir meziyet hediye ediliyor , bütün zihinsel kalıplarını görebilmek. Dorian bu aydınlanmaya hazır olmadığı için kendi egosunu nevrotik bir şekilde savunma dürtüsü hissediyor ve bu portreyi kimsenin girmediği bir tavan arasına kilitliyor. Nevrotik değil de olgun bir savunma geliştirseydi ve portreyi görmezden gelmek yerine onu kabul edip o portenin yaratacağı fırsatları değerlendirseydi çok daha farklı bir son olurdu. Benim ilgimi çeken son da bu. Kitapta da bahsedildiği gibi "Bize en çok zulmedenler kaynağı konusunda kendimizi en çok kandırdığımız tutkulardır. En zayıf dürtülerimiz tabiatından haberdar olduklarımızdır."
Dorian Grey'in PortresiOscar Wilde · Boyut Yayınları · 099,2bin okunma
Mutluluk Hakkında Birkaç Fikir
Puan vermedi·416 syf.··
2022 2. kitabı
Bu kitabı okumamış olanlara önererek ve bu yazının zaten kitabı okumuş olanlar için yazıldığını belirterek başlayayım çünkü bu yazı, kitaba dair küçük bir özet, beğendiğim kısımlara yeniden bir göz gezdirme ve yanlış bulduğum kısımlara dair farklı bir bakış açısı sunma şeklinde ilerleyecek. Ayrıca muhtemelen biraz uzun olacak. Bazı noktalarda belki konudan sapacak. Ancak bu size olduğu kadar kendime de bir yazı ve benim akışım :) Öncelikle her düşünce sistemini anlamak için kullanılan terminolojiye hakim olmak gerekir. Kelimeler hiçbir zaman öze eş değer değildir. Bardak deyince kimsenin aklında aynı "bardak" canlanmaz. Gördüğümüz bir "bardağa" bardak demek ise ona dair bütün özellikleri kesinlikle zaten karşılamaz. Kelimeler bile basit ve çok belli olan bir özü , bardak cismini örneğin , anlatmakta bu kadar yetersizken ben size kocaman bir düşünsel sistemi anlatmaya çalışacağım. Üstelik buradki öz olan düşünsel sistem öncelikle yazarın anlatımı tarafından-her ne kadar elinden gelenin en iyisini yapsa da- ardından çevirmenin çevirisi tarafından -her ne kadar elinden gelenin en iyisini yapsa da- ardından benim anlamaya ve anlatmaya çalışmam tarafından-her ne kadar elimden gelenin en iyisini yapsam da- ve son olarak sizin kendi perspektifinizden anlamaya çalışmanız tarafından defalarca çarpıtılacak. Böyle düşününce bu yazıyı yazmanın ne anlamı var diye düşünebiliriz ancak anlam zaten nedir ki :) Her neyse , terminoloji diyordum. Yazar da burada zihnindeki düşünsel sistemi-özü- bize daha iyi anlatabilmek için kendine ait bir terminoloji yaratmış. Bu sebeple öncelikle bu terminolojiye bakmakta yarar var. Bilinç , kitaba göre organizmanın dışında ve içinde olanlara dair bilgiyi , vücut tarafından değerlendirip harekette bulunabilecek şekilde temsil eden
Spiritüel
Akış: Mutluluk BilimiMihaly Csikszentmihalyi · Buzdağı Yayınevi · 20171,306 okunma
Spoiler
Puan vermedi·266 syf.··
2021 12. kitabı
Öncelikle bu incelemenin oldukça uzun olduğunu ve spoiler içerdiğini belirtmek isterim.     “O wonder! How many goodly creatures are there here! How beauteous mankind is! O brave new world, That has such people in’t!”                                                       ( Shakespeare, 1623)     Aldous Huxley 1894 yılında İngiltere'de doğdu. Anne, şair Matthew Arnold’un yeğeni, baba Cornhill dergisinin sahibi, kardeşi ve büyükbabası ünlü birer biyologdu. Bilim ve edebiyatı birleştiren bu entelektüel miras Huxley’in dünyaya bakışının temelini oluşturmuştur. On altı yaşında, geçirdiği bir rahatsızlık sonucu bir yıl kör kalması, iç dünyasını keşfetmesine imkân vermiş ve bu keşifler kendisini şiire ve öykü yazmaya yöneltmiştir. Hayatı boyunca kalemiyle, gelişmekte olan vahşi kapitalizmi sorgulamış ve toplumun huzuru ve refahı için sistemin kendi içinde dönüşümünün kendince altın anahtarlarını üretmeye çalışmıştır.       Kast sistemi üzerine oturtulmuş bir dünya. Kimi buna kötü niyetli bir hümanizm , kimi de iyi niyetli bir totaliterizm diyebilir. Ancak her ne olursa olsun bana derin çelişkili duygu ve düşünceler yarattı bu cesur ,yeni dünya. Acaba her şeyin farkında olmak insanca yaşayıp en sonunda intihara giden yolda tükenmek mi vahşi gibi, yoksa somanı alıp alıp derin bir zihinsel tatil-uyuşukluk- ve uyku durumunda bir ömür geçirip en sonunda duyusal filmler izleyip güzel kokular içinde aseptik bir ortamda ölmek mi ? Kitabın temel tartıştığı soru bence bu. Tabii ki çok kapsamlı ve ehli bir perspektiften kurgulanmış bu kitap daha farklı bir çok felsefi soruyu da akla getiriyor.     Halk , Huxley'in etkilenerek bu kitabı yazmaya soyunduğu ve kitapta da kendisi Dünya Ülkesi'nin kutsal kurucusu kabul edilen Henry Ford'un ilk defa seri bantta üretilebilen bir araba olan
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma