Gerçekten de ruhsal açıdan denizin ortasında yapayalnız kalmış gibiyiz ve yalnızlığın yarattığı boşluğu anlaşabildiğimiz tek dilde konuşarak, yani en son haberlerden, iş konularından ve televizyon dizilerinden bahsederek, dolduruyoruz. Ruhumuzun derinliklerinde yaşadıklarımız giderek daha bir köşeye itiliyor ve daha yalnız, daha çok boşlukta hissediyoruz kendimizi
Modern anlamda kendini aşağılamanın dinamiğindeki en hassas nokta şudur: Kendimizi küçük görmek, birazcık olsun değerli olduğumuzu hissetmenin yerine geçebilecek en basit şey haline gelmiştir. Değerli bir insan olduğuna inanmayı reddeden, sırf bu yüzden aşağılanmaya, dışlanmaya boyun eğen o kadar çok insan var ki! Her biri "O kadar önemliyim ki insanlar beni aşağılamaya değer görüyorlar." veya "Ne kadar asil olduğumu görüyor musunuz? Tahmin edemeyeceğiniz kadar yüksek ideallerim var ve ben bunların hepsini gerçekleştirmediğim için öyle utanıyorum ki!" der gibiler.
Boşluktaki insanlar için, kendini küçük görmek hasta bir atı kırbaçlamaya benzer: kısa süreli bir hareket sağlar ama eninde sonunda olacak çöküşü hızlandırır. Kendini değerli görmek yerine aşağılamayı seçmek dışlanan, sevilmeyen insan için problemlerini kabul edip, yapıcı çözümler bulmasında en büyük engeldir. Kendini küçük görme insanın kendinden nefret etmesini de perçinleyeceğinden, nefret hissini rasyonalize etmekten başka bir işe yaramaz. Kendinden nefret eden, başkalarından da rahatlıkla nefret eder
Benliğin farkına varmak yaşamın daha sakin yanlarını da içerir...bir şeyler 'yapıyor' olmak yerine bir şeyler 'olmak' ruhumuzda yeni bir tat yaratacaktır