En toy gençliğinde bile bir yabancı eğitim kuklası olmaktan büyük gururla uzak kalmıştır. Yüzde yüz Türk subayı idi. Bununla beraber, büyük bir asker olduğundan, seçme yabancı komutanları hafife almazdı. Tarih dehalarının hayranı idi. Peygamber Muhammed ve Padişah Fatih, kumanda vasıflarına hayran oldukları arasında idi.
Tam zamanında emrini yerine getiremediği için pek sevdiği bir tümen kumandanı intihar eder. Mustafa Kemal, vah vah demez. Ağzından ağır bir kelime çıkar. Boşuna da ölmüştür. Çünkü biraz sonra tümeni vazifesini yapmıştır. Canına kıymak, velev onun uğruna canına kıymak! Ne çıkar bundan? Mustafa Kemal, kendisine verdiği söz uğruna ölen bu sevgili arkadaşının, kanlar içindeki hayaletini görmek, "Yazık oldu çocuğa..." demek için bile şafakların ötesindeki bir günü bekleyecektir.
Yarım saat dolalı hayli olmuştu. Çiğiltepe düşmemişti hala. Mustafa Kemal Paşa Reşat Bey'le konuşmak istedi.
Telefona Emir Subayı Üsteğmen Bozkurt Kaplangı çıktı.
"Reşat Bey'i istemiştim. "
Bozkurt zorlukla, "Reşat Bey az önce intihar etti efendim... " dedi, ".. size bir açıklama bırakmış. Peki, okuyorum: 'Yarım saat içinde size o mevkii almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam'."
Üsteğmen Başkomutan'ın teselli edici sözlerini ağlayarak dinledi.
Ameliyattan yeni çıkmış bir yaralı "Su... " diye inliyordu. Koştu, nemli bir tülbent ile yaralının dudaklarını ıslattı. Yaralı, birliğini biçen bir yunan makineli tüfeğini, sürünerek yaklaşıp el bombasıyla susturmuş bir fedaiydi. Vücudunda ondan fazla kurşun yarası vardı.
Sultan Sencer'e devletin çöküşü sorulduğunda "Büyük işleri küçük adamlara, ve küçük işleri büyük adamlara verdiğimden. Çünkü küçük adamlar büyük işleri yapamadılar ve büyük adamlarda küçük işleri yapmaya tenezzül etmediler. Bunu bir şerefsizlik saydılar. Her iki cihetten işler kötüleşti, memleket sarsıldı. Devlet ve ordu bozuldu. "