Hem çaresizliğin, anlayamamanın, çözümleyememenin, el yordamıyla yaşamanın, korkuyu bastırmak için cinayetlere bile kayıtsız kalmanın, hayata duyulan güzelim gençlik inancının çöküşünün doğurduğu bungunluğun, bir ömür süreceğine inandığınız büyük suskunun öyküsü mü olurmuş?
"Yirminci yüzyılın neden böyle haşin, kasvetli ve kıyıcı olduğunu, sevinçsiz ve doyumsuz olduğunu hiç düşündün mü?" diye sürdürdü konuşmasını, göğüsten gelen, hırıltılı, boğuk sesiyle. "İnsanlar karşılarında duvarlar göre göre dar görüşlü oldular da ondan. Bu yüzden düş kurmayı unuttular. Düşleri olmayan insanların kaba gerçeklere sığınmaktan ya da birtakım kabalıkları gerçek sanmaktan başka çareleri yoktur. Senin düşlerin var mı."