OptikZürafa

Walter da haklı bir heyecan içindeydi, ama benim içimde aniden bir öfke belirdi. Niçin böyle hissettiğimi anlamayarak şaşırdım. Mahkeme salonundan son kez çıkmak üzereydik ve Walter'ın, ailesinin ve çevrelerindeki insanların bu olay yüzünden çok uzun süre çok fazla acı çektiğini düşündüm. Yargıç Robert E. Lee Key jürinin şartlı tahliyesiz müebbet hapis cezasını idam cezasına çevirmiş olmasaydı şayet - ki dava o zaman bizim önümüze gelmişti- Walter muhtemelen hayatının geri kalanını hapiste geçirecek ve bir hapishane hücresinde ölecekti. Walter gibi masum olan daha yüzlerce, hatta binlerce insan olduğunu, ama ihtiyaç duydukları yardımı asla alamayacaklarını biliyordum. Bir konuşma yapmanın veya şikâyet etmenin sırası ve yeri olmadığının da farkındaydım, fakat son bir yorum yapmaktan kendimi alamadım. "Sayın yargıç oturum sona ermeden önce küçük bir şey söylemek istiyorum. Haksız yere cinayetle suçlanan bu adama hüküm giydirmek ve yapmadığı bir şey için onu idam koğuşuna göndermek çok kolaydı, ama masumiyetini kanıtladıktan sonra bile onu özgürlüğüne kavuşturmak çok zor oldu. Bu eyalette ciddi sorunlarımız ve yapılması gereken önemli işlerimiz var." Yerime oturdum ve yargıç, Walter'ın gitmekte özgür olduğunu söyledi. O artık özgür bir adamdı!
Sayfa 290·Kitabı okudu
Reklam
Fakat bu umut ne boş olmalıydı ne de kötümserliği bırakıp iyimser olmayı öğütleyen bir klişe. Bu umut direk "ruha" hitap etmeliydi. Bu öyle bir umut olmalıydı ki çaresizliğin, yokluğun en dibinde var olabilsin. Kötülükle burun burunayken bile daha iyi bir geleceğe inanmayı sağlasın... Yüreğin elçisi olup, ruhta dile gelsin. Hiç susmasın, hep haykırsın. En önemlisi de her şartta insanı güçlü kılsın...
Sayfa 283·Kitabı okudu
Ona oturması gerektiğini işaret etmeye çalıştım, fakat başını arkaya atarak bağırdı: "Buradayım!" Yerine otururken salonda hafif bir gerginlik vardı ve bazıları kıs kıs gülüyordu, ama sonra kadının bana bakan gözlerinde yaşlar olduğunu fark ettim. O anda çok tuhaf bir şey hissettim: derin bir anlayış. Gülümsedim, çünkü artık ne demeye çalıştığını anlamıştım: "Yaşlı olabilirim,yoksul olabilirim, siyahi olabilirim ama buradayım! Buradayım, çünkü gördüğüm adalet zihniyeti beni tanık olmaya zorluyor. Buradayım, çünkü burada olmam gerekiyor. Buradayım, çünkü beni uzaklaştıramazsınız!"
Sayfa 235·Kitabı okudu
Kendisine nerede çiçek bulabileceklerini sormak için yaklaşan iki kızı gördüğü andan tam seksen bir gün sonra George Stinney öldürüldü(idam edildi). Yıllar sonra saygın bir beyaz aileye mensup bir adam ölüm döşeğindeyken iki küçük kızı öldürdüğünü itiraf etti.
Sayfa 207·Kitabı okudu
Olayı düşündükçe beni en çok rahatsız eden şey, memurun bana silah çekmesi ve benim kaçmak istemem oldu. Polisin hatalı olduğu davalar üzerinde çalışan yirmi sekiz yaşında bir avukattım. Beni vurmakla tehdit ettiğinde bile memurla sakince konuşacak kadar bilinçliydim. On altı, on dokuz, hatta yirmi dört yaşındayken nasıl davranırdım diye düşününce gerçekten kaçabileceğimi fark etmek beni korkuttu. Olan biteni düşündükçe o bölgede yaşayan bütün siyahi gençler ve çocuklar için endişelendim. Kacmamaları gerektiğini biliyorlar mıydı? Sakin kalıp "Sorun yok," demeleri gerektiğini biliyorlar mıydı?
Sayfa 62·Kitabı okudu