Balkona çıkıyor Nihal. Sahi niye ağlıyor? Ertan'nın bira içmesine, arabesk müziğe, garsonun "yasak" deyişine, yasak derken sesindeki vurdumduymazlığa, kaba şivesine, doksanlık ninenin babasının çizmelerini çekmeyi düşlemesine, boynundaki Girit toprağına, İhsan Bey'in çocuklarına, o aydınlık yüzlü kadının balkonda unuttuğu fesleğen saksısına, Ertan'ın sağ eline... Hepsine ve hiçbirine... Dokunuşlarındaki o belli belirsiz yabancılığa, satır aralarındaki suskunluklara, çok coşkulu olacağı beklenen bir kavuşmanın adı konamayan donukluğuna... Onlara mı en çok?
Soktuğumun liderlerinin, dini önderlerinin barış, eşitlik gibi bir derdi yok Caner. Kendi dinini, kimliğini, çıkarlarını herkesle eşit kabul etme düşüncesi bile birçok insanı tedirgin etmeye, öfkelendirmeye yetiyor aslında. İnsanlar içten içe," Ne yani, benim inancım ,kimliğim herkesinkiyle eşit mi? E, o zaman benim hiçbir ve özelliğim üstünlüğüm kalmıyor; herkesle inançta, kimlikte eşitlenirsem ben ne b** yiyeceğim, beni bu kimliklerden başka bir nitliğim yok ki! Biterim lan ben! diye düşünüyor. Din sadece "din" değil çünkü, kimlik de sadece "kimlik" değil. Her biri gücü, otoriteyi ,iktidar sembolize ediyor. Her şey tam bir aldatmaca yani. Barış dediğimiz şey insanların kavuşmak için çırpınıp bir türlü ulaşamadığı hasreti çekilen sevgili değil ki. İnsanlar gerçekte barış istemediği için barış yoktur. Dediğim gibi eşitlik birçokları için ürkütücüdür, bu nedenle barış kadar insanların tüylerini diken diken eden çok az kavram vardır aslında. Ve maalesef böyle hissedenlerin sayısı hiç de az değildir.
"Gençliğimizde," der Schopenauer, "gelecek yaşamımız üzerine düşünürken tiyatroda perdenin açılmasını bekleyen çocuklar gibiyizdir. Yerimizde neşeyle oturur ve hevesle oyunun başlamasını bekleriz. Neler olacağını bilmemek bir lütuftur. Olacakları öngörebilsek, çocuklar bazen gözümüze ölüme değil de hayata mahkûm edilmiş ama cezalarının ne anlama geldiğinden bihaber esirler gibi görünürdü."
Eğer yaygınsak normaliz her yerde bizim gibiler varsa kabul edilebiliriz, çoksak güçlüyüz anlayışı, eşcinsel hareketin ilk oluşumunda kendine güven gibi duygular yaratsa bile , onun gelişiminin önüne set çekmez mi? Başka türlü bir yaşama biçiminin mücadelesini verirken bu tür savunmalara ve kabul edilebilirlik ölçülerine ihtiyaç duyulsa da, belli bir aşamadan sonra kimliğin gelişimine zarar vermesi kuvvetli bir olasılıktır.