Tofi , bir köpeğin ağzından anlatılan basit bir hikâye gibi başlıyor; fakat kısa sürede çok daha derin, çok daha ağır bir anlatıya dönüşüyor. Masumiyetle başlayan bu yolculuk, endüstriyel hayvancılığın karanlık yüzünü, insanların öfke anında kaybettiği merhameti, pişmanlığın geciken ağırlığını ve bir canın diğerini kurtarmak için ateşe nasıl yürüdüğünü ustalıkla işliyor.
Hikâye, dört kardeşin bir kaç tavuk uğruna zehirlenip ölmesiyle kırılıyor. Okuyucu, masumiyetin en sert şekilde cezalandırıldığı bu sahnede hem insanların hoyratlığıyla yüzleşiyor hem de Tofi’nin içindeki çocuğun nasıl bir anda büyüdüğünü hissediyor.
Ancak Tofi, sadece acıya odaklanan bir metin değil. Aynı zamanda affetmenin, bağışlamanın ve insanın içindeki iyi yanın hâlâ var olduğuna dair güçlü bir hikâye. Sefer amcanın ölümle burun buruna geldiği o sahnede Tofi ve ailesinin ateşe koşarak onu kurtarması, hikâyeyi trajediden epik bir kahramanlığa taşıyor. Bu bölüm, sinematik anlatımıyla adeta bir film sahnesi gibi akıyor.
Sonrasında gelen “umursamama” teması ise hikâyenin ruhunu özetliyor:
“En ağır ceza bazen bağırmak değil, yok saymaktır.”
Tofi’nin dünyasından insanlara tutulan bu ayna, hem kalbe hem vicdana dokunuyor.
Duygusal, sert, gerçekçi ve bir o kadar etkileyici.
Tofi