“Bir yerde bir şeye, ne olursa olsun, inanan varsa, o şey ciddidir artık. Yerinden oynatılmalı ve zorunlu sonucuna vardırılmalı. Anlıyor musun? Bizlere düşen budur. Adam ruha inanıyorsa, ruhun hızını ölçmek gerekiyor. Bunun için de ruhu durduğu yerden iteceksin. Nereye değin gidecek, gözlemleyeceksin. Oysa bir Çingene, ruhun olduğuna inanmaz, olmadığına da. Bu yüzden ermiş de çıkmaz aralarından…”
“Çingene demek, soruların ortadan kalkması demektir. Çingene soru sormaz, ona sorulunca yanıt vermez. Çünkü Çingene için yaşam da dünya da sorusuzdur. Peki ama sorusuzluk, sorumsuzluğa varmaz mı?”
“Hep düşünmüşümdür; üzüntü, keder, kaygı gibi sürekli olunca sinirleri çöktüren duygular, aşkın özünde mi vardı, yoksa Vedia’nın çıkmazlı, umursamaz, kendini vermez kişiliği mi yaratıyordu bunları bende?”