“Hep böyle gereksiz sorularla konuştuğuna dikkat etmiştim. Sanki onun için hiçbir sözün önemi yoktu da, sorular, yanıtlar, herhangi bir anlam taşımaksızın geçip gidiyorlardı, kuşların uçuşu, dalların sallanması gibi, bizim dışımızda.”
“yadırgatıcı bir devirgenlikti bu, toprağın, taşın, ağacın durağanlığına aykırıydı. Bunun gibi, dayım da, bütün o canlılığı, soluması, sıçrayışları, sağ elini yukarı kaldırması ile gereksiz bir devinim oluşturuyordu sanki. Oysa Hacı uyumak istiyordu.”
“Söz burada, biraz da vakit geçirmeye yarayan, üzerinde durulmaya değmez bir şeydi. Ama bunun tersi de doğru olabilirdi; önemli bir konu, yığınla gereksiz söze boğulmuş birkaç sözcük içinde anlatılıveriyordu. Böyle ise, bu iş yaman bir ustalık isterdi.”
“Kızınki gerçek bir soru değildi, dalgınlık da değildi; belki kendisinin de bilmediği -nerden bilecek!- bir dişilik gereği idi. Bunu sonraları onda çok gördüm, konuşması ile konuşmaması arasında hiçbir ayrım olmazdı, çünkü konuşmayı gereksemezdi, dalgın gibi görünmesi bana aklının hep rahminde olduğunu düşündürürdü.”