“elimi tuttu, yanağını elime dayadı, gözlerini kapadı. yüzünde öyle derin, öyle onu tamamen kendinden almış bir kudrete terk-i nefs bir şey vardı ki çıldırıyordum. boş kalan elimle saçlarını okşadım. avucum alnında, saçlarında dolaştıkça eski merbutiyetini bir gölge yapan ateşli bir alev, muazzam bir alev gözleri, dudakları, bütün sevgili başı üzerinden dalgalanıp geçiyordu. bu kadın, dünya kuruldu kurulalı hiçbir kadının sevmediği gibi seviyordu. ah muzafferiyet, ah cinnet, çıldırıyordum. zannederim ki bugün, şimdi artık handan beni bilerek seviyor. neriman’ın kocası olduğumu bilerek! pek emin değilim. fakat bu şüphe bile bana öyle hiçbir insanın erişemeyeceği bir şeye, bir aşka erişmiş hissi veriyor. terazinin bir gözündeki neriman’a hıyanet hissine galip gelen şey handan için ne olmalı! aman yarabbi, ne olmalı?”