“içimde korkunç yılan dişleriyle vücudumu zerre zerre zehirleyen öyle bir kıskançlık var ki… bu, kalbimde değil; kalbim seni kıskanmaya tenezzül etmiyor. fakat etimde, kanımda ve kemiklerimde, anlıyor musun hüsnü? anlayamazsın. çünkü benim vakarıma emniyetin seni böyle bir zehirden her vakit muhafaza etti. değil mi? ve edecektir de. sence kalbimin başkalarının olması hiçtir. sence bir insanın kalbi, ruhu bir paçavra değil mi? müsterih ol. bugün kıvranan, en fena ve sefil bir acıyla kıvranan şey ne kalbim ne de ruhumdur.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“eminim ki yüz sene ben başka yerlerde olsam, sen de en yakıcı tentation’larla muhat olsan yine benimsin; efkârınla, vücudunla benimsin. ben bu benim olan şeyi elimi uzattığım an alacağımı biliyorum. bu benim olan şey de benim elimi uzatacağım dakikayı beklesin!”
“birdenbire kavgalarımızdan, böyle dargın günlerimizden sonra senin bana koşuşunu hatırladım. gözlerinde, yüzünde bir kasırga, bir nedamet ve muhabbet kasırgasıyla gelişini görür gibi oldum. kalbim şimdi kapı çalınacak, gelecek diyordu. senin aşkın için manş neydi ki! ve sonra kollarınla, sesinle, gözlerinle beni ihata ediyor, seviyor, seviyordun. neredesin, söyle? göğsümde başını koyduğun yerden ameliyatla kesilmiş gibi bir eksiklik, bir sızı var. elim elini arıyor ve bütün mevcudiyetim seni! bana ilk günlerinin hararet ve muhabbetiyle artık gelmeyecek misin?”
“aramıza soktuğun yabancı hayallerin ördüğü duvarlar o kadar kalın ki, başım ve kalbim oraya çarparak parçalansa onlar yine yıkılıp seni göstermeyecek! acaba bu duvarın arkası bir hiç, bir boş mu ve daima boş muydu?