“anne sık sık, insan hiçbir zaman tamamıyla mutsuz olmaz derdi. gökyüzü renklenip hücremden içeri yeni bir gün süzülüverince ona hak veriyordum. çünkü pekâlâ ayak sesleri de duyabilirdim ve kalbim yerinden fırlayabilirdi. en ufak bir tıkırtıyla kendimi kapıya atıyor olsam da, kulağımı tahta kapıya yapıştırıp dinlediğimde, bir köpeğin boğuk hırlamasına ne kadar benzediğini fark ettiğim kendi soluğumu duyunca korkup dehşet içinde bekliyor olsam da, kalbim yerinden fırlamıyordu ve yirmi dört saat daha kazanmış oluyordum.
“dinliyordum ve bana zeki dendiğini duyuyordum. ne var ki sıradan bir adamın niteliklerinin nasıl olup da onun suçlu olduğuna dair çok kuvvetli delillere dönüştüğünü pek anlamıyordum.”