Gazze'de ve başka yerlerde Müslümanlarla alay edenlerin "Madem hak din üzeresiniz, Rabbiniz sizi neden bu musibetlere maruz bırakıyor? Dualarınıza neden karşılık vermiyor?" dediklerini duyduğunuzda, Allah Teâlâ'nın şu sözünü hatırlayın:
"Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihan edileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva yolunu tutarsanız, şüphesiz bu, azmedilmeye değer işlerdendir." (Âl-i İmrân, 186)
Müslümanları ayıplayan o cahile de ki: Allah Teâlâ bize mallarımızla (mülklerimizle, evlerimizle, ticaretimizle) ve canlarımızla (sağlığımızla, özgürlüğümüzle, bedenimizle, acıyla, soğukla ve sıcakla) imtihan edileceğimizi zaten haber vermiştir. Hatta bu imtihanın şiddetini ayetteki vurgulu ifadelerle teyit etmiştir.
Rabbimiz, sizin bu tür sözlerinizle bizi inciteceğinizi, aptalca bir iddiayla bu belaların dinimizin doğruluğuna veya Rabbimizin bizimle olduğu gerçeğine zarar verdiğini öne süreceğinizi de önceden bildirmiştir. Bu eziyetlerin "çokça" olacağını ve bunları mutlaka işiteceğimizi vurgulamıştır.
Rabbimiz, sizin bu eziyetleriniz karşısında bizi sarsılmaz kılacak formülü de vermiştir: "Eğer sabreder ve takva yolunu tutarsanız." Bunu da ancak yüksek ve güçlü bir azim sahiplerinin başarabileceğini belirtmiştir.
Bu ayetten hemen önce gelen ayet şöyledir:
"Her nefis ölümü tadacaktır. Mükafatlarınız ancak kıyamet günü eksiksiz olarak verilecektir. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa, işte o kurtulmuştur. Dünya hayatı, aldatıcı bir faydalanmadan başka bir şey değildir." (Âl-i İmrân, 185)
Seyyid Kutub'un dediği gibi:
Salihler de ölür, kötüler de.
Mücahitler de ölür, oturanlar da.
İnancıyla izzetli duranlar da ölür, kölelere boyun eğen zeliller de.
Zulme