Umeyr

Umeyr
@Abdullah_y
يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلَى دِينِك
Ey müslümanlar topluluğu Bayram sevinci, dostlarla ve akrabalarla olan buluşmalar; sizlere, (özgürlüğünden) mahrum olan ve gardiyanlardan başkasını görmeyen esir kardeşlerinize dua etmeyi unutturmasın. Şeyh Süleyman ulvan فك الله أسره
Ramazan Bayramı
Reklam
*Soru:* Sudan, Irak ve Yemen’den bir grup kardeşimizden gelen soru şöyledir: "Bazı insanlar Ramazan orucuna Suudi Arabistan’ın hilal görüldü kararıyla başlıyor, bazıları ise yaşadıkları ülkeye tabi oluyor. Bu durum, Ramazan’ın başlangıcını belirlemede ihtilaflara neden oluyor. Bu durumda doğru davranış ne olmalıdır? Allah sizi ve Müslümanları hayırla mükafatlandırsın." *Cevap:* Şeyh: Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; Peygamberimiz Muhammed’e, onun ailesine ve tüm ashabına salat ve selam olsun. Hilal meselesi, ilim ehli arasında ihtilaflı bir konudur: *1. Görüş* : Küresel Görüş (İmam Ahmed’in Mezhebi) Bazı alimlere göre, hilalin görülmesi şer’i bir yolla sabit olmuşsa, tüm Müslümanların (Ramazan ise) oruca başlaması, (Şevval ise) bayram etmesi gerekir. İmam Ahmed’in mezhebinde meşhur olan görüş budur. Buna göre, hilal Suudi Arabistan’da görülmüşse, dünyadaki tüm Müslümanların bu rüyete göre amel etmesi vaciptir. *Delilleri:* "İçinizden kim o aya erişirse oruç tutsun" (Bakara, 185) ayetinin ve Hz. Peygamber’in (sav) "Hilali görünce oruç tutun, hilali görünce iftar (bayram) edin" hadisinin genel hitabıdır. Onlara göre bu hitap, yeryüzündeki tüm Müslümanları kapsar. *2. Görüş:* Hilalin Doğuş Yerlerinin (Metali) Farklılığı (İbn Teymiyye’nin Görüşü) Diğer bazı alimlere göre ise, hilalin doğuş yerleri (matlalar) astronomik olarak birbirinden farklıdır. Bu yüzden her bölgenin kendi rüyetine göre hareket etmesi gerekir. Bu görüş, Şeyhülislam İbn Teymiyye’nin tercihidir. Dayanağı: Aynı ayet ve hadisleri kullanmakla birlikte yorumları farklıdır. İbn Teymiyye der ki: "Hüküm, hilali görmeye veya ona şahit olmaya bağlanmıştır. Hilali görmeyen veya hilalin doğuş yeri kendisininkinden farklı olan bir yer için hilal henüz doğmamış sayılır." *Kıyas:* Günlük namaz ve
اَلَا لِلّٰهِ الدّٖينُ الْخَالِصُؕ وَالَّذٖينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اَوْلِيَٓاءَۘ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَٓا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰىؕ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فٖي مَا هُمْ فٖيهِ يَخْتَلِفُونَؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدٖي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ ﴿3﴾ 3. İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez. (Zümer 39/3)
Alıntıdır
*Ramazan ayının ilk imtihanı hilal meselesidir Allahu a‘lem.* Daha oruç başlamadan kalpler imtihana girer. Hilal görüldü mü, görülmedi mi? Hesap mı esas, ru’yet mi esas? Şu ülke mi doğru, bu cemaat mi isabetli? Herkes kendi beldesine göre mi hareket eder, yoksa bir beldenin ru'yeti bağlayıcı mı? Fakat asıl soru şudur: Kim bu meselede aşırıya gidip muhalifine kin besliyor? Kim, kendi görüşünü dinin kendisi gibi sunuyor? Kim, ihtilafı rahmete çevirmek yerine husumete dönüştürüyor? Ve kim de bunu fıkhî bir ihtilaf olarak görüp kalbini muhafaza ediyor? Unutmayalım ki hilal meselesi bugün ortaya çıkmış bir tartışma değildir. Asr-ı Saadet’te dahi farklı bölgelerde farklı ru’yetler olmuştur. Nitekim sahabî Abdullah b. Abbas ile Şam’da bulunan Muaviye b. Ebu Sufyan arasında bu konuda uygulama farklılığı yaşanmış, fakat bu durum kardeşliğe zarar vermemiştir. Çünkü onlar meseleyi usûl çerçevesinde değerlendirmiş, nefis çerçevesinde değil. Ramazan kalbi terbiye etme ayıdır. Hilal tartışmasında öfkesine yenilen biri, daha ilk günden kaybetmeye başlamış olabilir. Oruç, sadece mideyi değil dili de tutmaktır. Sadece lokmayı değil kini de terk etmektir. Sadece suyu değil, suizanı da bırakmaktır. Eğer hilal bizi kardeşimizden uzaklaştırıyorsa, demek ki asıl problem gökteki ay değil, kalpteki karanlıktır. Ramazan’ın ilk imtihanı belki de şudur: Haklı olsan bile yumuşak kalabilecek misin?
Ramazan
Rabbimiz Neden Bize Yardım etmiyor(!)
Gazze'de ve başka yerlerde Müslümanlarla alay edenlerin "Madem hak din üzeresiniz, Rabbiniz sizi neden bu musibetlere maruz bırakıyor? Dualarınıza neden karşılık vermiyor?" dediklerini duyduğunuzda, Allah Teâlâ'nın şu sözünü hatırlayın: "Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihan edileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva yolunu tutarsanız, şüphesiz bu, azmedilmeye değer işlerdendir." (Âl-i İmrân, 186) Müslümanları ayıplayan o cahile de ki: Allah Teâlâ bize mallarımızla (mülklerimizle, evlerimizle, ticaretimizle) ve canlarımızla (sağlığımızla, özgürlüğümüzle, bedenimizle, acıyla, soğukla ve sıcakla) imtihan edileceğimizi zaten haber vermiştir. Hatta bu imtihanın şiddetini ayetteki vurgulu ifadelerle teyit etmiştir. Rabbimiz, sizin bu tür sözlerinizle bizi inciteceğinizi, aptalca bir iddiayla bu belaların dinimizin doğruluğuna veya Rabbimizin bizimle olduğu gerçeğine zarar verdiğini öne süreceğinizi de önceden bildirmiştir. Bu eziyetlerin "çokça" olacağını ve bunları mutlaka işiteceğimizi vurgulamıştır. Rabbimiz, sizin bu eziyetleriniz karşısında bizi sarsılmaz kılacak formülü de vermiştir: "Eğer sabreder ve takva yolunu tutarsanız." Bunu da ancak yüksek ve güçlü bir azim sahiplerinin başarabileceğini belirtmiştir. Bu ayetten hemen önce gelen ayet şöyledir: "Her nefis ölümü tadacaktır. Mükafatlarınız ancak kıyamet günü eksiksiz olarak verilecektir. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa, işte o kurtulmuştur. Dünya hayatı, aldatıcı bir faydalanmadan başka bir şey değildir." (Âl-i İmrân, 185) Seyyid Kutub'un dediği gibi: Salihler de ölür, kötüler de. Mücahitler de ölür, oturanlar da. İnancıyla izzetli duranlar da ölür, kölelere boyun eğen zeliller de. Zulme
Din
Reklam