Abdullah Akın

Abdullah Akın
@Abdullahakn
Dum vita est spes est
Bu akşam birisi dikkatimi çekti. Kim konuşursa gözlerine bakıyor, mimikleriyle onaylıyordu. İlk tebessümü de anladım olayı. O kadar içten güldü ki... Böyle gülen birisi cehennemden geliyordur mutlaka. Yapboz son hareketiyle çözüldü Kimisine açuv avuç dağıtılır sevgi, kimisi kazanmak zorundadır. Ailesi bile bir şey karşılığında sever. İlk başta bu iş böyle sanırsın. Sevilmek için durmadan bir şeyler yapar, ödünler verirsin. Bilir artık; sevilmek için bi şey yapmak zorundasın. Sadaka istemeye benzer birazda. Baksın ben neler yapıyorum, bunun için sevin beni dersin. Çocuk yaşta kardeşlerin sorumluluğunu alır, hep güzel karneler getirirsin. Sonra jeton düşer. Diğer insanlar birbirini, sırf sevdiği için seviyormuş. Ama ikna edemezsin kendini. Sevilmek için kapı kapı dolaşan çocuklar. Onu gördüm gözlerinde. Beni sevin diye çığlık atıyorlardı.ilk defa pastaneye gitmiş bir çocuk gibi bakıyordu insanlara
Edebiyat
Reklam
Cümlenin sonuna miras kalan yüklem
Çocukluğumuzdan aşina olduğumuz vitrinler, camekanlar vardı. Kapakları bayramdan bayrama açılır; biblolar, fincanlar, yazılı tabaklar ancak o zaman hava alırdı. Yıllarca kaldı evimizde, entropi’nin vicdanına bırakılmış gibi... Bir süre sonra, evin köşesinde duran eski eşyalar hâline geldiler. Ama bir türlü atmaya kıyamadık. Bazı duyguları da böyle saklıyoruz içimizde; gerekli olduğu zamanlarda kullanmayıp, hevesimizi yitiriyoruz. İçimizde kalan her şeyi çocuklarımıza yüklüyoruz: yapamadığımız ya da yapmadığımız şeylerin telafisi olarak görüyoruz onları. Şartlandırılmış bir gerçeklikle büyütüyoruz onları. Ve sonunda... altmış yaşında bisiklet sürmeyi öğrenmekten korktuğumuz için, çocuk bisikletiyle dönüyoruz eve.
Edebiyat
Bağlar
İnsanlarla kurduğumuz ilişkiler genelde sandığımız gibi gemi halatlar üstüne kurulmaz. Bazen bir urgan , bazen ise ince bir tel tutar bizi bir arada. Bu teller zamanla daha da incelir. Bunun nedeni verdiğimiz tavizlerdir. Bir taviz aslında çok masum görünür. Ama uçurumun kıyısına atılan bir adımdır. Nasıl mı ? Bir taviz bir sonrakini getirir. Daha sonra bir başkası... derken artık konu sizi rahatsız eden bir aşamaya gelir. Bu noktada bu eylemizden vazgeçmek isteriz. İpler bizim elimizde değildir artık. Karşımıza ki insana sağladığımız bu istisna artık onun açısından hak olarak görülmeye başlanır. Ve siz artık onun hakkını gasp etmiş bir insansınız. Usta bir satranç oyuncusu, genelde matı önceden görür ve mat olamadan oyundan çekilir.
Edebiyat
kitabı böyle okuyan tek deli,ben olamam değil mi ?
1000Kitap
Cehennem
Cehennemi aradık yıllarca. Kimisi yerin altında bir yerdedir dedi, kimisi gökte dedi. Neden fark edemedik? Hepimiz kendi cehennemlerimizi var ettik bu dünyada. Beklentilerle ördük duvarlarını, daha sonra bu beklentileri insanlara yükledik. Ezildikçe insanlar veya taşımak istemedikçe alevden taşları, daha derine gömdük kendimizi. Canavarlar yarattık o cehennemde. Beklentilerini karşıladıkça kaldılar yanımızda. Aç bir devi doyurur gibi kendimizden harcayarak duyurduk zebanileri. Güzelce dekore ettik, ama bir görsen. Sırf camdan bir fanos da yetmedi bize, ihtiyacımız olmayan şeylerle doldurduk. Neden mi? Görülmesin istedik çaresizliğimiz. Uzaktan şatafatlı görünürse, insanlar tutsak olduğumuzu anlamazlar sandık. Tutsaklık dediysem lafın gelişi değil ha! Kendi isteğimizle taktık o prangaları bileklerimize. Var olmak istedik, onun için tutsaktık. Cebimizde bitti ruhumuzdan harcadık. Bakmayın böyle anlattığıma, dedim ya vitrin sağlam. Bizim de üstümüze düşen roller vardı. Bir gün neşeli maskeleri, bir gün gülen maskeleri taktık. Gösteriye sürülen köleler misali sahne sırası geldi. Parfümlerimizin olduğu dolaba maskeler de sığdı.Parfüm dolabına maskeleri de koyduk. Hangi parfümle hangi maskeyi taksam... “Nasılsın?” sorusuna yalan söylemeden cevap veren kaldı cidden?
1000Kitap