Cehennemi aradık yıllarca. Kimisi yerin altında bir yerdedir dedi, kimisi gökte dedi. Neden fark edemedik? Hepimiz kendi cehennemlerimizi var ettik bu dünyada. Beklentilerle ördük duvarlarını, daha sonra bu beklentileri insanlara yükledik. Ezildikçe insanlar veya taşımak istemedikçe alevden taşları, daha derine gömdük kendimizi. Canavarlar yarattık o cehennemde. Beklentilerini karşıladıkça kaldılar yanımızda. Aç bir devi doyurur gibi kendimizden harcayarak duyurduk zebanileri. Güzelce dekore ettik, ama bir görsen. Sırf camdan bir fanos da yetmedi bize, ihtiyacımız olmayan şeylerle doldurduk. Neden mi? Görülmesin istedik çaresizliğimiz. Uzaktan şatafatlı görünürse, insanlar tutsak olduğumuzu anlamazlar sandık. Tutsaklık dediysem lafın gelişi değil ha! Kendi isteğimizle taktık o prangaları bileklerimize. Var olmak istedik, onun için tutsaktık. Cebimizde bitti ruhumuzdan harcadık. Bakmayın böyle anlattığıma, dedim ya vitrin sağlam. Bizim de üstümüze düşen roller vardı. Bir gün neşeli maskeleri, bir gün gülen maskeleri taktık. Gösteriye sürülen köleler misali sahne sırası geldi. Parfümlerimizin olduğu dolaba maskeler de sığdı.Parfüm dolabına maskeleri de koyduk. Hangi parfümle hangi maskeyi taksam... “Nasılsın?” sorusuna yalan söylemeden cevap veren kaldı cidden?