“Günümüzde akıl kavramı genellikle, duygusalın ve dolayısıyla empatinin reddedilmesini içermektedir. Empati olmadan akıl, yalnızca soyut düşünceye tekabül eder ve bizi gerçeklik algısından ayırır.”
Çinli filozof Konfüçyüs (M.Ö 551-479) “düşünmeden öğrenmeyi” yararsız olarak görüyordu. Aynı zamanda sevginin gerekli olduğunu ve “büyük bir kalbe sahip olmadan” öğrenmenin ise kişiyi insanlıktan uzaklaştırdığını söylerdi.
“Bu bilincin gerçek dışılığı, inkar edilmesi gereken bilinçaltı çaresizliği gizler çünkü kazanan zihniyet, sorumluluk ve duygudaşlığın kaybına sebep olan bir kahramanlık üzerine kuruludur. Fakat soyutlama ile daraltılmış bir görüş yapılandırmanın tüm içeriğini asla göremeyeceği için, gerçeklik görülemeyen gerçek dışılığa dönüşür.
Bu nedenle, esas olan bilişsel ve soyut düşüncenin aşırı derecede değerlenmesi yoluyla empatik algının uzaklaştırılmasıdır.”
“Egonun bu soyut dışsallarla tanımlanması, bir şeylere sahip olma ile bir birey olma hissini eşitleyen bir davranışa yol açar. Bu gerçeklik olarak görünen hayali bir var olmadır. Bu sayede kendinizi ve dünyayı elinde tutma varsanısına sahip olursunuz. Bununla birlikte kişi, diğerlerini ve çevresini boyun eğdirdiği bir güç uyguladığı için, bu durum gerçek olarak algılanır. Öyle bir gerçektir ki, medeniyetlerimizin tarihinde daima yıkıcı ve şiddetli savaşlara yol açar. Güvende hissetmek için diğerlerine hükmetmek, onları yenmek ve bazen de öldürmek zorundasınızdır.”