Velinin gaybı bilebileceğini, buna karşılık masum olamayacağını söyleyen Şevkânî, kerâmet gibi görünen bazı şeylerin gerçekte şeytanın bir oyunu olabileceğine de dikkat çekmiştir.
Gerek vahdet-i vücûd gerekse vahdet-i şühûd olsun hepsinin gayesinin huzûr-u daimiyi aramak olduğuna işaret eden Sa'îd Nursî, birincilerin kainatı hayale sarıp ademe attığını, ikincilerin ise kainatı unutup nisyan perdesini üstüne çektiklerini söylemekte ve esas cadde-i kübranın vahdet-i küsûd olduğunu belirtmektedir.
Tasavvufî düşüncelerinden dolayı, Hallâc, Sühreverdî ve Şeyh Bedreddin gibi üç büyük sûfî idam edilirken, yine aynı sebeplerle İhyâ-daha Gazalî'nin sağlığında- fetva ile Endülüs'te, Fusûs Kafkasya'da protesto edilerek yakıldı.
Şüphesiz her yeni faydalı değildir. Fakat insanlık tarihi boyunca yeniye -faydalı da olsa- belli tonlarda karşı çıkılmış, yeni düşünce ve terkiblerin sesi kısılmak hatta boğulmak istenmiştir. Eskiye kayıtsız şartsız bağlı olmanın getirdiği bu katılık pek çok insanın kanını akıttığı gibi birçoğunu da safdışı edebilmiştir. Batı dünyasında, ilmî keşif ve buluşlarından dolayı idam ve aforoz edilenler de konu ile ilgilidir.
Tekfir müessesesinin "kınından sıyrılmış bir kılıç" gibi sürekli olarak Müslüman mütefekkirlerin yanı başında bulunması İslâm dünyasının talihsiz uygulamalarından bir tanesidir. İçtihad kapısının kapanması ile tekfir kapısının açılması arasında da irtibat bulmak mümkündür.