Sena...
"Dur gitme!" demeyi, el uzatmayı, dertlerin dağlar kadar büyük olsa da "Kâinata bir kez daha bak Sena, Allah her şeyden büyük" diye hatırlatmayı çok isterdim. "Bak ben sana sağır değilim" demek bir ukte kaldı, derdine deva olmasam da seninle ağlamaya ben razı olurdum be Sena
Seninle aynı şeyleri sevmişiz şu hayatta, davamız birmiş. Paylaşımlarımız aynıymış mesela Kudüs için. Ardından değil bizzat sana yazmak isterdim, senin gibi kedileri ve şiirleri çok sevdiğimi.
Seninle aynı kitabı okusak, altını çizmeye değer göreceğimiz cümleler aynıymış, bunu anladım... Keşke tanışsaydık evvelinden, renklerinle çıksaydın karşıma, ne çok isterdim Ama, şimdi bunları yazmak beyhude.
Ağıtlar yaksak misal, Sena'ya bir faydası dokunmayacak.
Ama çıkarmamız gereken dersler var bu hikayeden. Aslında Sena çok denemiş anlaşılmayı, bu arzusunu belli etmiş. Anladığım o ki "yüreğin nasıl" sorusuna hasret gitmiş şu dünyadan. Sena'nın sürgünü bitti, peki her gün yüzüne baktığımız onlarc a insanın sessiz çığlıkları, anlaşılmamaktan ötürü kalbi sıkışan, dünyaya sığamayan binlerce insan?
"Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz" diye yazmıştı Sezai Karakoç üstadım. Neyi bekliyoruz mesela, bunca ateş yüreğimizi neden hala tutuşturmuyor, daha ne lazım bize?
Sahi ne zamandan beri kaybettik menfaatsiz muhabbetleri. Bize ne oldu da işimiz düşmeden selam veremez olduk bir insana
Efendimizin sav "aranızda selamı yayın" sözünü bir kez daha hatırlatalım kendimize bu gün.
Ah Sena
Rabbim merhametiyle karşılasın seni, mekanın cennet olsun...