Sonra rüzgârlar geldi; soğuk ve taze, kenti bir uçtan ötekine yırtan. Hâlâ tutunabildiği son yaprakları da koparıp aldılar, geride, dağların sessiz kahverengisine karşı hayaletimsi karaltılar gibi dikilen, çıplak ağaçlar kaldı.
Anlatsan da dinlesem. Yok etsem cehaletimi.
Tadını alsam o kelimelerinin ve umutlansam yarınlarım için.
Yalnızlığımı parçalasam ellerinle. Un ufak...
Ve beni bulsam sende, sımsıkı sarılarak.