• İki alışveriş (dostluk ve aşk), rastlantılara ve başkalarına bağlıdır; biri aramakla bulunmaz kolay kolay, öteki yaşla solar gider. Onun için hayatımı doldurup doyuramazdı onlar. Üçüncü alışveriş, kitaplarla kurduğumuz ilişkidir ki daha sağlam ve daha çok bizimdir. Ötekilerin başka üstünlükleri vardır, ama bu üçüncüsü daha sürekli ve daha kolayca yararlıdır. Ömür boyu yanı başımda, her yerde elimin altındadır. Kitaplar yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avareliğin baskısından kurtarır, hoşlanmadığım kişilerin havasından dilediğim zaman ayırırverirler beni. Fazla ağır basmadıkları, gücümü aşmadıkları zaman acılarımı törpülerler. Rahatımı kaçıran bir saplantıyı başımdan atmak için kitaplara başvurmaktan iyisi yoktur; hemen beni kendilerine çeker, içimdekinden uzaklaştırırlar. 
    Antoine Compagnon
    Yapı Kredi Yayınları
  • Tarih içinde Pantürkizm de denilen Turancılığın ne olduğu ve kapsamı hakkında Türkiye kamuoyu kasıtlı olarak yanlış bilgilendirilmekte. Bu yanlış bilgilendirme sonucu kendi milletinin güçlenmesine, yücelmesine karşı olan bir insan tipi ortaya çıkmış durumda ki bunu anlamak mümkün değil. Bir milletin evladı nasıl olur da kendi milletinden olana karşı dostluk beslemekle suçlanır?
    Sinan Ateş
    Sayfa 11 - Kripto Yayınları
  • Yüreklerin karartılıp satıldığı
    Ve aşkların
    Buruşturulup atıldığı akşamlarda
    İnanç ki yenilmez kılar insanı
    O sudan ve demirden sevda
    Resimlerde renklere sorar yaşamı
    Günleri şiirlere böler ufuklarda

    İşte bizimle güzelleşen her şey
    Yine bir dostluk
    Bir de aşk sıcaklığında
    Bitmedi daha sürüyor o kavga
    Ve sürecek
    Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek
  • İbrahim Tenekeci - Dostluk Nedir?

    Ömer Nasuhi Bilmen''in Büyük İslam İlmihali''ni okurken, şu hadis-i şerifle karşılaştım: ''Eski dostluğu devam ettirmek, imandandır.''
    ''Dostlukta kıdem esastır'' nasihati gereğince, hemen üç kadim dostumu aradım ve Peygamber Efendimizin bu mübarek sözünü onlarla paylaştım: Ahmet Murat, İbrahim Paşalı ve Tarık Tufan.

    İnancıma göre, dostluk, bir nasip meselesidir ve insanın dışında gelişir. Şununla dost olayım deyip olamazsınız. Dostluk, Lütfi Bergen''in o güzel ifadesiyle söylersek, yürürken belirginleşen bir şeydir. Bir de hatırlatma: ''Katlandığımız değil, razı olduğumuz insanlar dostlarımızdır.''

    ''Önce refik, sonra tarik'' denilerek, yola çıkacağımız insanları dikkatli ve rikkatli seçmemiz tembihlenir. İlk olarak şunu söyleyelim: ''İnsanı, yol değil, yol arkadaşları yorar.'' Yola çıkacağımız insanları yüzde yüz isabetle seçme şansımız ise maalesef yoktur. Çünkü bu seçimi veya elemeyi, esas itibariyle yapacak olan bizler değilizdir; yoldur, yolculuktur. Yanımızdakinin dostumuz olup olmadığı, yolculuk esnasında ortaya çıkar. Özellikle siyasette ve ticarette, hatta edebiyatta, bu yürüyüşlerin büyük bir kısmı hüsranla sonuçlanır. Tanıdığımızı sandığımız insanları tanıyamamış olmanın üzüntüsü ve şaşkınlığı, bizi, yolculuktan daha fazla yorar. Tam da burada, Mustafa Kutlu''nun şu sorusu önemlidir: ''Kırk yıl birlikte olmuş olsak bile, bir insanı ne kadar tanıyabiliriz?'' (Ezel Erverdi Kitabı, Sayfa 99)

    Hep söylüyoruz, yine söyleyelim: Rakamlar maddiyatı, harfler ise maneviyatı temsil eder. Dolayısıyla, rakamlar (ve hesaplar) üzerinden sahici bir dostluk oluşmaz, sadece ortaklık kurulur. Taraflar, ancak bir harfin (anlamın) ucundan tutarlarsa, dost olabilir veya kalabilirler. Rakam ile harfi toplamaya kalkışırsanız eğer, bu işlem, sizi Nurettin Topçu''nun şu sözüne götürür: ''Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister. Bir arada barınamazlar.''

    Madem sahici dostluklar harfler ve anlamlar vasıtasıyla kuruluyor, o halde, edebiyatçılar arasındaki bu çekişme de nedir? Böyle sorabilirsiniz.

    Ne kadar ulvi amaçlarla yazarsak yazalım, sonunda, iş gelip benlik meselesine dayanıyor. Edebiyat dünyasında beş-altı senelik birlikteliklerin bile uzun sayılması, bundandır.

    Peki, birçok insanın ''hesap uzmanı''na yahut ''madde bağımlısı''na dönüştüğü bir devirde, çevremizdeki insanların dost olup olmadığını nereden anlayacağız? Galiba, serinlik veriyor mu, vermiyor mu, ona bakmak gerekiyor. Said Yavuz''un da dediği gibi: Yüzler vardır, ruhun susamasını dindirir.

    Yıllar önce, ''dost, her zaman taze olandır'' diye yazmıştım. Bu tazeliği, ancak şöyle izah edebiliriz: ''Eski, hiç eskimeyendir.''

    Kadim bir dostluğun oluşabilmesi için zorluklara, yokluklara ve imtihanlara ihtiyaç vardır. Bütün bunlardan alnının akıyla çıkan münasebete ise ''sınanmış dostluk'' diyoruz. Şöyle anlatalım: Asıl marifet, bahar aylarında veya yaz mevsiminde değil, kışın açabilmektir. Yani iyi gün dostu olmak kolaydır, en mühimi, kötü gün dostu olabilmektir.

    Toparlayalım: Siyasi ikbal ve buna benzer dünyevi şeyler için ''kırk yıllık dostların'' birbirini yok saydığı günlerden geçiyoruz. Hesap yapmaktan iş yapmaya veya dostluk kurmaya vakit bulamayanların sayısı da her geçen gün artıyor. Bazı dost bildiklerimiz ise kırıcı, kıyıcı ve ifşa edici. Oysa dostluk, açmayı değil, kapatmayı gerektirir. Sözgelimi dostunun sırrını herkesten saklamak, ayıplarını örtmek, sözüne müdahale etmemek, iyiliğini istemek, onun hüznüyle mahzun olmak; bütün bunlar, ''dostluğun adapları'' arasındadır. (Marifetname''den) Çünkü dostluk ve kardeşlik, öldükten sonra da devam eden kıymetlerimizden biridir. ''Ahiret kardeşliği'' diye boşuna denilmiyor.
  • "Zevk istediklerinde zevk, dostluk istediklerinde dostluk, güven istediklerinde güven, yardım istediklerinde yardım, sıcaklık istediklerinde sıcaklık, yakınlık istediklerinde yakınlık veriyordu ama bütün bunları bir oyun oynar gibi, kadınları kendine bağlamak için yapıyor, her duyguyu sadece o an için yaşayıp paylaşıyor ama asla duyguları ve yakınlığı geniş zamanlara yaymaya yanaşmıyor, kadınlardan hiçbir şey istemiyordu."
  • Bu hayatta umut, sevgi, dostluk, insanlık var!
    Ölümse boş bir kağıt!
  • Kötü insan ruhtan çok bedene önem verendir. Kararsızdır, çünkü beden de kararsızdır. Hoşlandığı bedendeki güzellik gittiği zaman, hiç çekinmeden ona ihanet eder, söylediği onca güzel sözün hiçbir değeri kalmaz.