Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Jubal, “Taşıdığı Taşın Altında Ezilmiş Karyatid” kopyasına
baktı ve gülümsedi. “Buna bir empati yolculuğu diyebilirsin,
Ben. O figürü bir paskalya çöreğinden çok daha fazlası haline
getiren biçimler ve kütleleri takdir etmeni beklemiyorum âma
Rodin’in söylemeye çalıştığını takdir edebilirsin...
...İşte üzerindeki yükü taşımaya çalışan ama başarısız olan zavallı kız. Ciddi, başarısızlığından ötürü mutsuz ama kimseyi suçlamıyor, tanrıları bile... ve altında ezildikten sonra bile hâlâ yükünü sırtlamaya çalışıyor.
“Ama o sadece kötü sanatı suçlayan iyi bir sanat eseri değil; bu kız, kendisine fazla ağır gelecek bir yükü sırtlamaya çalışan her kadın için bir sembol; sanırım, bu gezegendeki tüm kadın nüfusunun (ölü ya da diri) yarısı bu kategoriye girer. Ama sadece kadınlar da değil, bu sembolün cinsiyeti yok. Bu, yaşamış ve hayatlarıyla şikâyet etmeden, dayanıklılık göstererek mücadele etmiş ve cesaretleri ancak o yükün altında ezildikten sonra fark edilen tüm erkek ve kadınları anlatıyor. Bu cesaret ve zafer, Ben.”
“‘Zafer’ mi?”
“Yenilgideki zafer, bundan daha yücesi yoktur. Vazgeçmiyor, Ben; altında ezildikten sonra bile o taşı kaldırmaya çalışıyor. O, evdeki çocuklarına bir maaş daha götürebilmek için kanser tarafından kemirilirken bile her gün sıkıcı büro işine gidip gelen bir baba. O, annesi Cennet’e gitmek zorunda kaldığı için küçük kardeşlerine bakmak zorunda kalan on iki yaşında bir kız çocuğu. O, dumanlar kendisini boğar ve alevler kaçış yolunu keserken hâlâ işini yapmaya çalışan bir santral operatörü. O, başarılı olamasalar da asla vazgeçmeyen tüm bu bilinmez kahramanları temsil ediyor.
Bu dünyada ne mutluluk vardır ne de mutsuzluk. Yalnız en büyük ümitsizliği tatmış kişi en büyük mutluluğu hisseder. Yaşamın güzelliğini anlamak için ölümü istemiş olmak gerekir.