Eğer iyi olanı yapmak bilmek kadar kolay olsaydı, küçük kiliseler katedrallere, yoksulların kulübeleri de kral saraylarına dönerdi. Kendi nasihatlerini dinleyen kişi ancak bir rahip olabilir. 20 kişiye birden ne yapması gerektiğini öğretebilirim ama o 20 kişiden biri olmaya gelince iş değişir.
Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu! Düşüncemizin katlanması mı güzel, zalim kaderin yumruklarına, oklarına. Yoksa diretip bela denizlerine karşı, "Dur, yeter!"demesi mi?
Ölmek ,uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız bitebilir bütün acıları yüreğin, çektiği bütün kahırlar insanoğlunun. Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü! Çünkü o ölüm uykularında, sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından, ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu. Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.
Acaba suçlamaya milliyet kayırmaları yerine, bu noktadan başlansaydı daha mı iyi olurdu? Mutfaktan bir kız ateşçiyi büroya giderken görmüştü, Schubal de hemen durumu kavramıştı. Suçluluk bilinci değil miydi, zihnini keskinleştiren? Ve hemen şahitler getirmişti, üstelik de bunların önyargısız ve etki altında kalmamış olduklarını söylüyordu. Haydutluk, safi haydutluk.
Can Yayınları'nın yayımı olan bu kitapta, Hüküm ve Ateşçi olmak üzere iki hikaye var. Ana öykü olan Ateşçi'nin konusu ise şu şekilde: Almanya'dan Amerika'ya gemi ile seyahat eden Karl Rossman'ın limanda, şemsiyesini gemide unuttuğunu farkederek gemiye dönmesi üzerine, Rosmann geminin ateşçisi ile tanışır. Yeni ülkenin yabancılığının verdiği yalnızlık ve ailesi tarafından ülkesinden "şutlanmış" olması nedeniyle, ateşçinin derdini kendi derdi gibi benimser ve çözüm aramak için elinden geleni ardına koymaz.