"Sevgi denilen şey böyle yapayalnız bir şeydir. Bir an için çok güçlü gelir ama bel bağlamaya değer bir şey değildir. Yakın zamanda şekli bozulur, kimi zaman rengini yitirir ve sonsuza dek buharlaşarak uçar gider."
Yazar H'ye bir gün tuhaf bir telefon geliyor. Daha önce sadece bir kez gördüğü heykeltıraş Cang Unhyong, aniden sırra kadem basmış, bulunamıyor. Ondan geriye yalnızca tutkuyla yaptığı alçı heykeller ve maskelerle çevrili dünyadan aldığı yaraları anlatan günlüğü kalmış. Kayıp heykeltıraşın yazdıklarını okurken aslında geçmişimizin, unuttuklarımızın, kaybettiklerimizin peşine düşüyoruz. Bu sefer merkezde sınırsız güzellik baskısı ve gençliğe duyulan hastalıklı aşk var.
Peki yaralar iyileşir mi? Ya da İnsanlar yaralarını başkalarının iyileştirmesine izin verir mi? Kabuklarını soya soya yaşamanın ne gibi bir "anlamı" var. İnsan geçmiş den ilen olgu ile mi anlam kazanıyor..Han Kang yeni nesil yazarların içinde açık ara en iyilerinden,ne yazsa okurum..
#hankang
Zaman böyle bir şeydir.Anıların etini ve iç organlarını yavaş yavaş çürütür, izlerini yok eder, en sonunda da geride birkaç avuç beyaz kemik bırakır. İşte bu dönem, içimdeki L'nin anıları tek tek çizilmiş fon resmi gibi basitleştiği sıralarda,onunla tekrar karşılaştım..