Her sabah pencerenin kenarına konan kuş artık gelmez olmuştur. Bayat etmek kırıntıları, alıngan bir kuşun geride bıraktığı son parçalardır. Kim bilir hangi hoyratlığına alınıp gitmiştir buralardan? Birkaç sabah daha merakla pencerenin kenarına baktığınızda, kırıntılar hâlâ oradaysa, küçük bir iç burkuntusu hepsi o kadar…
Bir kuş giderken neler götürebilir ki yanında? Oysa gidenler giderken pek çok şeyi alıp gitmiştir. Her gece ayın şekline bakıp verdiği yeni isimleri, saçlarını çiçek tarlasına dönüştüren minik tokaları, çocukluğundan beri sakladığı ve artık parçalanmaya yüz tutmuş, sağından solundan ipler sarkan bez bebeği, solgun gecelerin ayazında birlikte edilen duaları, hayata ve insan olmaya dair bitimsiz konuşmaları, küçük sakarlıkların ardından gözlerimizden yaş getiren kahkahaları, sokak lambasının neşeli ışığıyla paylaşılan yalnızlıkları, cızırtılı bir radyoda çalan şarkıya dans ederek eşlik edişleri, bazı satırlardaki mürekkebi gözyaşlarıyla dağılmış mektupları, lunaparkta bindiğiniz atlıkarıncadan birbirinizin elini tutma isteği ve çocuklarınkine karışmış neşeli bağırışları, kendi elleriyle yaptığı ve tuzun fazla kaçtığı bir yemeği tadarken ki yüz buruşturmalarını,gözden uzak, eski, küçücük bir caminin, içinde birkaç yaşlının oturup da ölümü beklediği avlusundaki hevesli sözleri, sudan sebeplerle edilen bir kavganın ertesinde özür dileyebilmek için bahane aramaları ve mahçup bakışları, kaybettiğimiz iyi dostları anarken gözlerinin dolup dolup taşmalarını, onun yüzü, bakışları, elleri, hüznü, sevinci, hayatınıza girdiği ilk andan itibaren yaşanılan ne varsa alıp gitmiştir gidenler..sevilen gittiğinde, altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir.
Bir kuş, bir sevilen..
İnsan kaybettikleriyle insandır.