Acıyı baştan savmaya dönük hazır cevapların, mutlu yaşam vaazların birer hakaret gibi insanı boğmadığı bir zamanda, ruhun da kendisine mahsus bir ümidi vardır. 
yalnız “Taşı işleyen bir şair” değildir.
O, hendesenin sınırlarını bilen, akustiğin esrarını çözen ve fiziğin kanunlarını yaşayan bir ilim adamı ve büyük bir aşk biçiminde taşıyan ve objektif âleme işleyen bir “iman adamı”dır.
yalnız ferdin heyecanlarını inceltme, duygularını yüceltmeye yaramaz.
O, cemiyetlerin de birlik ve bütünlük içinde gelişmesine ve orijinal bir “millî zevk” etrafında toplanmasına vesile olur.
bizzat kendi nefsinde müşahede eden; “ kokuşmuş çamurdan en güzel biçime” geçişin en muhteşem örneğini kendinde bulan insanoğlu, şayet sanatkâr olmak iddiasını taşıyacaksa, bu gayreti en büyük ve en yüce sanatkâr olan Allah’a hayranlıktan öte bir şey ifade etmemelidir.
İşte İslam sanatkârı budur.