Bir siyer dersinde hocanın tavsiyesiyle not almıştım bu kitabın adını. Siyerden Deniz Kenarında’ya nasıl bağlandık, aradaki köprü neydi, şimdi tam hatırlamıyorum. Ama sanırım mesele tam da buydu yerinden edilenler, yolda kalanlar, geride bırakılan hayatlar… Not defterimde kalmış, sonra bir gün karşıma çıktı.
Okurken de bu bağlantıyı unutmuş olma hâli bana eşlik etti. Çünkü kitap da net bir çizgide ilerlemiyor. Salih Ömer’in hikâyesi, anlatılanlardan çok anlatılmayanlarla şekilleniyor. Sessizlikler, eksik bırakılan cümleler, yarım kalan hatıralar… Gurnah göçü bir olay olarak değil, insanın içine çöken bir durum olarak yazıyor.
Bazı bölümlerde zorlandım. Hikâye açılacak gibi olup yine içine kapandı. Ama sonra şunu fark ettim bu bir anlatma kitabı değil, hatırlama kitabı. Hafıza da zaten düz bir çizgi değil bazen sapıyor, bazen duruyor, bazen de hiç beklemediğin bir yerden geri dönüyor.
Deniz, kıyı, yolculuk… Hepsi bir yere ait olamama hâlini taşıyor. Sessiz, yavaş ve sabır isteyen bir okuma deneyimi..